Düşsel Varlıklar El Kitabı
Kasımpaşa Canavarı Derler ki zamanın ruhu bir şehri kendine ev seçtiğinde sırlarını açar, terk ettiğinde de örtermiş. 20. yüzyılın başlarında, İstanbul o görkemli günlerini geride bırakarak gizemlerin gömülü olduğu bir mezara dönmüştü. Ardı arkası kesilmeyen faili meçhul cinayetler, kabirlerden çalınan cesetler ve gulyabani hikayeleri dilden dile dolaşıyordu. Vatanperverler Anadolu?ya göç edince meydan hainlere kalmıştı. Eminbelde artık güvenli bir yer değildi. O günlerde İstanbul, sıra dışı bir seri katil ile tanıştı. Bu kana susamış cani ruhlu adam geceleri bir cambaz gibi çatılarda cirit atar, avını seçerken ayırt etmezdi. Üç ay içinde 13 zabıtı, 22 sivili acımadan öldürdü. Rivayete göre bir fahişenin oğlu olarak dünyaya gelmiş, çocukluğunda nevazil geçirmiş, gençliğinde aşkın dipsiz kuyularına düşerek bir meczuba dönmüştü. Bu talihsiz adamın adı Hrisantos?tu... Onun korkusundan halk artık sokağa çıkamaz olmuştu, özellikle de geceleri... Kolluk kuvvetleri onu yakalamakta aciz kalınca teşkilat da devreye girdi. Bir gece olanlar oldu, tuzağa düşürüldü. Kaçarken bastığı dam çökünce, yere düşüp ayağını kırdı. Yakalanıp sabaha karşı boğularak öldürüldü. Cesedi ise katrana boyanıp çöplük tepesine atıldı. Üç gün sonra tüm gazeteler infazı ikinci hayırlı vaka olarak duyurdu. Bazıları onu kurtuluşun işareti saydı bazıları da ilahi bir lanet. Ancak onca insanı ne uğruna öldürdüğü hala bir sır. Yine de şehrin üstüne çöken uğursuzluğun onun ölümüyle birlikte son bulduğuna inanıldı. Aslında herşey yeni başlıyordu, çünkü zamanın ruhu şehri terk etmeye başlamıştı ve bunu kimse bilemezdi. Hrisantos?un kendisi bile... Namı diğer Kasımpaşa Canavarı...* 20. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı İstanbul?unda başlayan ve giderek Cumhuriyet?in ilk yıllarına kadar taşınan ve günümüze bir şehir efsanesi olarak gelen, çoğunlukla geceleri Kasımpaşa civarında göründüğü ve cinayetlerini o bölgede işlediği için Kasımpaşa Canavarı adıyla bilinen bir psikokatilin lakabı... Hikayesi bakımından grotesk, gotik ve Pera?ya özgü bir ambians içinde, Frankestein, Golem benzeri insani duygularıyla ödev bilinci derin psiko çatışmalar yaşayan bu seri katilin gerçek adı Hrisantos, Kasımpaşa?da yaşayan bir kabadayı. İngilizlerin İstanbul?u işgalinden sonra vatanperver Türk kabadayıları birbir ayıklanınca, meydan Rum ve Ermeni kabadayılarına kalıyor. Hrisantos, söylenenlere göre İngilizlerin muhbirliğini de yapıyor. Genç ve yağız bir delikanlı aynı zamanda kadınların da gönüllerini çeliyor. Ağzı laf yapan, hokkabazlık numaraları bilen, silahşör ve gözü kara ama... Ama bir seri katil ve Kasımpaşa Canavarı lakabının ilk sahibi. Polis kayıtlarında 26 cinayeti kayıtlı. İstanbul?un Tılsımları Evliya Çelebi?nin Seyahatnamesi, Birinci Cilt, Yedinci Fasıl Zevki İshak Kadıköy?de bir sahafta rastladım ona. Merdivenlerden çıkarken karşımda beliriverdi anidan. Bir poster? 1960?lı yılların filmi afişlerini andırıyordu. Elle çizilmiş ve renklendirilmiş; fotör şapkası, papyonlu siyah simokini ? Boynunda kırmızı bir kaşkol, tek gözünde gözlük camı? Sırıtan bir tip? Bir elinde asası? Bir sihirbazdı? Afişin üzerinde Zevki İshak ve maceraları yazıyordu. Meddah Meddahla ilk kez, yeraltında tanıştım. Kılık kıyafetine bakan onu Zevki İshak?a benzetirdi. Ottoman Ottoman, 11 Eylül?den sonra ortaya çıktı. Perapolis Beyoğlu?nda Büyükparmakkapı Sokağını bilirsiniz. Orada bir pasajın içinde bir şarapevinde Korkusuz lakaplı bir adamla birlikte oturuyorlardı. Fare Adam O gün işyerimizde fare görünmüştü? Hayalhane Garip bir yer. Dışardan bakıldığında küçük bir ev ama içine girdiğinizde adeta Hint padişahının sarayı? Nahu Kelime avcısına sordum. - Adımını manasını biliyor musun? Bir hafta sonra gel, dedi. HIZIR: Söylenene göre enfüsi zamanda yolculuk yapan, Kuran?da Feta adıyla anılan bir zat. İKİZ Gözlerine bakan şizofren oluyor. TARAFTAR tribünlerde sapanla birbirlerine fındık atan bir taraftar! aganigi Huriye Ana genelev işletmektedir. Fahişeler: Esma Nuran Selma Hediye Dilruba Zeynep Kabadayı Fitil Kemal: Huriye Ana?nın koruyucusu Fitil Kemalin çetesi Dağ Deviren İri kulak Koca Ayak Cadaloz Leyla: Kasimın tecavüz ettiği dul kadın. Lanetli oğlu Gulyabani Yeniçeri: Lahitin tılsımını düğümlüyor ki bir daha açılmasın. Gulyabaninin efendileri Çingeneler Sirkçi İspanyol Alexandro Hokkabaz Marco İngiliz bilim adamı Jack SS Früchter Silahşör Kemal Paşa Zevki İshak: Sihirbaz ? Hırsız Yardımcısı Madama Maria Fransız demiryolu şirketi görevlileri İngiliz Arkeoloji Heyeti görevlileri Şehbenderzade: İsrailin Türkiye üzerindeki politikasını Masonların şifrelerini deşifre eden bir aydın. Türk Casus Raci Kelam Kardeşliği Gizli Teşkilat: Yohannes Paşa İngiliz Muhipleri Cemiyeti: Ajan Christina Müneccimbaşı Şeyhülislam Enderunlular Maktuller İdris Paşa İbrahim Paşa İshak Paşa Yakup Paşa Yusuf Paşa Yahya Paşa Ahmet Paşa Mahluklar Dabbe: Fare adam Perapolis: Sinestezi hastası Çarşamba Karısı: Zenginlerin Falcısı Öcü: Falcı kadının koruyucus Cin: Falcı kadının cini Peri Hayalet Hortlak Ruh Şeytan İblis Melek Zebani Karabasan İfrit Gaibden Ses Kedi: Kara kedi Yarasa: Beyaz yarasa Baykuş: Bilge baykuş Karga: Haberci Anka Kuşu: Mana alemine geçiş yaptıran kuş Ay Dede: Mezarlığın Efendisi Ölü Gelin Üfürükçü Kadın:Tünellerin kraliçesi Yılan kadın: Akrep adam: kuyruğu ile sokuyor Kara Fatma: Böcek kadın Kambur Hoca: Küçük kızları kaçırıp gözlerinin feriyle besleniyor. Kız kaçıran ayı: Hanzo. Kambur Hoca?nın yaratığı Tepe Göz MEKANLAR Kasımpaşa Dergahı Ermeni Kilisesi ve mezarlığı Galata Kulesi Köşk GULYABANİ: Lanet getiriyor. Bu arada tecavüz ettiği kız, meczubun tohumlarından lanetli bir bebek dünyaya getirmiştir. Kız doğum yaparken ölür. Doğan bebeği çingeneler bulur, büyütür. Büyüdüğünde dilsiz bir gulyabaniye dönüşmüştür. Çingeneler arasında uzunca bir süre yaşar. Bir gün zengin bir İspanyol sirkcisi onu çingenelerden satın alır ve sirkinde çalıştırır. Diyar diyar dolaştırıp Gulyabani gösterilerinden para toplar. Adam ölünce sirkin sahibi değişir, onu gösterilerde kullanmak yerine konak sahibi zenginleri korkutmak ve paralarını almak için kullanır. O da ölünce gulyabani bir süre tek başına kalır. Onu bulan bir İngiliz araştırmacısı Gulyabani üzerinde deneyler yapar. Deneler sırasında Gulyabani laboratuvardaki herkesi öldürüp kaçar. Alman askerleri onu bulup öldürmek isterler ama öldüremezler. Yakalayıp hücreye kapatırlar. Savaş sırasında hücrede unutulur. Bir Osmanlı saray görevlisi gizli bir anlaşma ile Gulyabani?yi değiş tokuş yaparlar. Bu Osmanlı saray görevlisi Gulyabani?yi hücresinde gizler, çok özel suikastlerde kullanmak üzere planlar yapar. Bir suikaste kurban giden zatın evinin mazeninde zincirli olarak yaar. Gulyabani?yi Zevki İshak adında bir sihirbaz satın alır. Sihirbaz onu şovlarında kullanır. Şovlarını finanse eden Ermeni Agop, Galata Kulesi?ni bir ticaret hane gibi kullanmaktadır. Emrinde çalışan mezarcı Meddah ve simyacı Makir, mezarda yeni gömülmüş cesetlerin ve tımarhanede toplanan delilerin kanlarını çekip Galata kulesine getirmekte, kulede kanlar işlenip küplenip gemilerle Transvilvanya dükü Parafithe parayla satılmaktadır. Bu 500 yıl içinde Gulyabani yedi kişinin elinden geçmiştir, son olarak Zevki İshakın elindedir. PARAFİTH: Parazitle ifritin karışımdan doğdu. KONDOLOZ CADISI: Geceleri bakır kazanıyla İstanbul?un semalarında dolaşır. Çığlık atar, genelde çığlığı karga sesi olarak duyulur. KARABASAN: Kabus gibi çöküyor insanların uykusuna. ÇARŞAMBA KARISI Bir fahişe, mezar soyguncularına yol gösterir. CÜCE: Her türlü hokkabazlık numaralarını bilir. Her türlü bomba yapımını bilir. LEYLEK DEDE: Dokunduğunu bebekliğine döndürüyor. OTMAN BABA BUZAKBOĞAN: Bebek avcısı. NEVAZİL: Dokunduğunu felç yapıyor. CERRİ ESKAL Makina. Bu garip Türk icadı mekanik anlayışı dünyanın en ünlü Satranç ustasını meydana getirmiştir. AYAR BABA 1970-80 yılları arasında İstanbul?da bir mezarlıkta yaşadı. Eskiden Rus prensesi olan ama daha sonra adını Ayşe olarak değiştiren eşiyle birlikte küzük bir kulübede mistik bir yaşam sürdü. KEMAL MAKARA YERALTI TÜNELLERİ GALATA KULESİ AHİ SAMURAY YAĞMUR ÇOCUK ARI SIRRI KUHİ NUR DÜZENEKÇİ ZEKAYETTİN ABİ GÜNEŞE BAKANLAR ANKA KUŞU (snopsis): Bir gen daha bulunur ama bu genin garip bir özelliği vardır, düşüncenin emrindedir ve kişi bu gen sayesinde Anka Kuşu gibi kendini yeniden doğurabilir... İlk önce bedenden doğarız, sonra kültürün içinde doğarız, sonra olabilirse bir de gönülde doğarız. PERAPOLİS (treatman): Esra bir sinestezi hastasıdır. Çevresiyle uyum sorunu vardır. Halası ona bu hastalığını bir avantaja çevirmesini öğretir. Büyülü oyunlar? Sinestezi hastaları için renkler sayıların ayrılmaz bir parçası. Duyular birbirlerini pekiştiriyor, sayılar, harfler, aylar renkleniyor, sesler şekilleniyor, kokular tatlanıyor. Doğal olarak sinestezi, yaratıcılığı besliyor Sayılar renk, sesler şekil olunca... AYDEDE KRALLIĞI (treatman): 1960 darbesinde bir evde bulunan teyp kasetleri MİT?in gizli arşivindedir. Yıllarca saklanan bu teyiplerin bir sırrı vardır. Teypte bir nine masal anlatmaktadır. Masal ilerledikçe, Aydede Krallığına açılan bir kapı aralanır. Osman Baba. Gördüklerim düş mü, yoksa bir düş mü görüyorum? TÜRK ROBİNSONLARI (senaryo hazır.): Bir aile yaz tatilinde Antalyada otelin düzenlediği 3 saatlik balon turuna katılırlar.Fırtına kopar ve balon sürüklenir ve ıssız bir adaya düşr. Evli bir çif, iki çocukları ve bir kaptan, tam bir yıl boyunca adada Robinson gibi yaşamayı becerirler? Issız bir adaya düşseniz yanınıza ne alırdınız? BAŞLAMA VURUŞU (romandan uyarlama-özet): Ortada gizli bir örgüt yok, yalnızca bir avuç tertemiz insan birlikte yaşamaya karar veriyorlar, bir çiftlikte komün bir yaşam, yarin yanağından başka her şey ortak misali? Kazançlarını ortaya koyuyarlar, ihtiyaçları kadar alıyorlar, evleniyorlar, çoluk çocuk sahibi oluyorlar. Onları tanıyorsunuz ama nasıl yaşadıklarını ve niye böyle yaşadıklarını bilmiyorsunuz? Geçmişleri temiz, her biri sıradan meslek sahibi, ama her biri bir tehike? Bir plan düşünün, ikiz kulelerin yıkılışından daha etkili olacak, kapital sistemi kalbinden vuracak bir plan? Bu kez küresel terörün hedefi Futbol?dur? Zekanın önünde ya saygıyla boyun eğecekler ya da korkuyla? AŞK GÜNEŞİ (Yazılmamış bir romandan esinlenme-özet): İlkokul yıllarında aynı okula giden iki insan, yetişkinlik yıllarında tesadüfen bir araya gelirler, ve birbirlerine aşık olurlar. Aşklarına hiç bir engel yoktur, yalnızca aşkın kendisinden başka? Beni değil aşkı seviyorsun. Aşkı senden kıskanıyorum, anlıyor musun? RESSAM (fikir): Genç bir yazar olan Fuat, değişik bir teknikle ressam kadınların biyografilerini yazmak ister. Bunu bir ilanla duyurur. Bir kaç denemede çuvallar. Ayşe Arman?ı Beyoğlu?nda Tünelde yaşayan bir ressam olarak düşündüm. Ressam kadın ilanı okur ve genç yazarla irtibata geçer, hayatını kaleme almasını ister. Buluşurlar ve şartları konuşurlar. Kadın çocuğun teklifini ilginç bulur ve kabul eder. Fuatın şartı: Hayatını kaleme aldığı kişinin evinde yaşayacak, ama kadın sanki o yokmuş gibi davranacaktır. Kadının çevresindeki kişiler de bu şarta uymalıdır. Nihayetinde roman yazılır ama arada bir sürü absürd mevzuu geliyir. Bir ilişkinin en doğal olanı karşılıklı görünmezlik ilkesidir. BOYACI / PAINTER (snopsis): Kerem orta halli bir ailenin tek çocuğudur. Babası boyacıdır. Akşamları içer. Üvey annesi ise tam bir dırdırcıdır. Aile birbirinden kopuktur. Kerem bir arkadaş toplantısında bir kızla tanışır. Kız onu grafiti çetesi ile tanıştırır. Grafiti çetesindeki çocuklar, ellerine aldıkları boyalarla her yeri boyarlar. Keremdeki boyama arzusu ve yeteneği açığa çıkar. Bir gün trenden sarkarak duvarları boyamak isterken elektrik tellerine takılır ve vücudunun her yeri yanar. Kerem için acı bir hayat başlar. Kız arkadaşı onu terk eder. Ailesi çaresiz kalır. Yanıkları iğleşen Kerem insanların arasına çıkamaz. Bir gün babasına yardımcı olmak için birlikte bir evi boyamaya giderler. Evi boyarlarken boyalardan biri üzerine düşer ve Kerem, boyanın etkisiyle vücudunun yanıklarının kamufle olduğunu görür. Evin sahibi fotoğrafçıdır. Çocuğu o vaziyette görür. Arka tarafta çekim yapan evin sahibi, çocuğun fotosunu büyütür ve görüntüden etkilenir. Çocuğa kendisini ziyaret edebileceğini söyler. Kerem onu ziyaret ederken, aralarında bir dostuk peydahlanır. Fotoğrafçı onun vücuduna döktüğü boyalarla Keremi kamufle ederve ortaya bir şaheser çıkarır. Keremin hayatı bir anda değişir. Medyanın ilgi odağı olur. Ailesinin gözü döner. Canlı yayın söyleşileri vs derken artık her yerde boy gösterir. Heykeltraş Füsun çocuğa aşık olur ama onun kamufleli haline. Bir gece içkili bir kutlamada sarhoş olan bir adam eline aldığı hortumla Keremi yıkar ve tüm çıplaklığı ortaya çıkar, iğrenç bir görüntüdür? Acılardır ki insanları herkesin gözü önünde gizlenmeye iter. En büyük gizlenme kendini ifşa etmektir. CİN (snopsis): Kadınları zaman zaman cazibesiyle zaman zaman hileyle tuzağına düşüren adam onlara kendisinin cin olduğunu inandırdıktan sonra kadınlara bir cinle tanışsaydın ne isterdin diye sorduktan sonra sevişip gözden kayboluyor ve bir gün sonra kadınların istedikleri yerine geliyor. Bir gün sert kayaya çarpıyor. Kandırmaya kalkıştığı ve seviştiği kadın öyle bir dilek diliyor ki- cinlikle geçinen adamın hayatı zehire dönüyor. İyi cin var kötü cin var? F1 PİLOTU (fikir): F1 şampiyonasının organizatörlerinden biri, İstanbula bir işg örüşmesi için gelir. Bir yere yetişmesi gerekmektedir ve bir taksi cevirir. Taksiye bindiğinde taksinin içine hayran olur. Taksici içeriyi adeta bir F1 otomobilinin içine dönüştürmüş, ve İstanbulun trafiğinde inanılmaz bir serilikte taksiyi kullanmaktadır ve geç kalacağını düşünen adamı zamanında yerine ulaştırır. Adam çok etkilenir, kartını gence verir, yaşını sorar. Yaşı 20?dir, askerden yeni gelmiştir. Adam gencin kendisini mutlaka aramasını ister. Genç kartı alır. Gence mahallede Şumi derler çünkü çok iyi otomobil kullanmaktadır ve F1 hastasıdır. İşsiz kaldığı bir gün kartın sahibini arar. Adam onu ülkesine davet eder. Ona F1 pilotluğu teklif eder. Bir Türk rüyası doğar. İki yıllık eğitimden sonra genç ilk turunda müthiş bir performans sergiler ve dünyanın göz bebeği haline gelir. Adam çocuktan umutludur, onu daha hazır değilken F1e sokar, ilk yarışta araç kaza yapar, felç olur ama adam onu yalnız bırakmaz. Hayatın getirdiklerine iyi bak, hızlı gelen hızlı gider, yavaş gelen yavaş gider. Bu nasıl bir yasa? Hiç gelmeyen hiç gitmez! ÜÇ KENT İKİ AŞK BİR TERAS (snopsis): Bencen ve Sensiz, bir sergide tanışırlar ve o geceden sonra bir daha asla birbirlerinden haber alamazlar, taki Bencan ona tekrar ulaşmak için cin bir fikir geliştirinceye dek. Bir internet sitesi yapar ve herkes tarafından ilgiyle karşılanır, ödül alır, TV programlarına çıkar, tek amacı o gece serginin kokteylinde tanıştığı kızın kendisiyle irtibata geçmesidir. Bu arada Bencan evlenme arifesindedir. Bir gün Sensiz?den bir mail gelir. Buluşurlar. Bencanla bir otel odasında yalnızca sohbet ederler. Bencan evleneceğini söylemez, bu yüzden sabah olunca usulca otel odasını terk eder. Sensiz başka bir şehirde yaşamaktadır. Sensiz, Bencanın peşine düşer. Bu arada Sensiz de başka biriyle evlenmek üzeredir. Ben ve Sen, biri diğerinin canı, öbirinin yokluğu olduğun da? MECNUN DELİRMEDİ (fikir): Tiyatro oyunundan önce başına darbe alan oyuncu kahramanımız, oyunndan sonra tranva geçirir ve kendini oyunda sahnelediği karakter sanır. Oyun Leyla ile Mecnun?dur. Ve kendini Mecnun sanır. Leylasını arar. Modern zamanda kadim bir aşkın peşinde? Aslında Mecnun delirmemiştir? Sadi tiyatrocudur. Bir gün kendisine Leyla ile Mecnunda Mecnunu oynaması teklif edilir. Büyük bir heyecanla rolü kabul eder. Oyuna hazırlanırlar. Oyunun sahneleneceği gün Sadi?nin kafasına saksı düşer, bir süre kendine gelemeyen Sadi kendinie gelince soluğu sahnede alır. Oyun başarıyla sahneleneir ancak son perdede garip bir şey olur. Yundaki rl arkadaşlarından biri oyun gereği elindeki karton sopayla kafasına vurunca Sadi bir an için belleğini yitirir ve Mecnuna bürünür. Oyunda bir an için doğaçlama yapan Sadi büyük alkış alır. Oyun başarıyla biter ama Sadi için bitmez çünkü Sadi Mecnun haline bürünür ve psişik olarak kendi belleği yerine Mecnunun belleği gelmiştir. Oyundan sonra Mecnunluğa devam eden Sadi hastaneye kaldırılır ve tedavi altına alınır. ya da? Sadi ve Gülşen mutlu bir çifttir. Yeni evlidirler. Büyük bir aşkın ardından geçirdikleri trafik kazasıyla hayatları kararır. Sadi hafızasını yitirir. Gülşen, kör olur. Sadi hastanede gözlerini açtığında hiç bir şeyi hatırlamaz, ismini bile. Gülşenin ise belden aşağısı felç olur ama bilinci yerindedir. Sadi, tedavi görür ve belleği yerine gelmesi için terapilere katılır. Gülşen, aşkının belleğine kavuşması için tanıdığı birinden yardım ister. Doktor, bu tedavi yönteminin ilk kez uygulanacağını söyler. Gülşen her şeye rağmen ilk kez denenecek olan bu yöntem için kararlıdır. Yöntem herkesten gizli tutulacaktır. Yöntem uygulanır. Zamanla Sadi?nin bilinci yerine gelir ama bir aksilik olur. Sadi yavaş yavaş belleğine kavuşur ancak bu bellek başkasına ait bir bellektir ya da hiç olmayan birine. Doktor ve Gülşen, elele verip olayı çözmeye çalışacaklardır. Sadi bambaşka biridir. Başka bir hayatı vardır. Ailesinin durumu olduğu için parasal sıkıntı çekmez ancak Gülşene dair hiç bir iz yoktur belleğinde bu yüzden onu eş olarak kabul edemez ve boşanmak ister. Gülşen buna razı olamaz, bundna bir hata olduğunu bildiği için Sadinin boşanma talebini kabul eder ama peşinden hiç ayrılmaz." Hayalin yoksa, varmış gibi davranamazsın ama varmış gibi davranıyorsan, bir hayalin var demektir. SON HARAMİ (fikir): Ali Baba ve Kırk Haramilerin hikayesini bilirsiniz. Seyfi?nin büyük dedesinin söylediğine göre soyları Kırk Haramilere dayanmaktadır ve dede ölümünden hemen önce torununu yanına çağırıp ailesinin sırrını kendisine açıklar, ve kendisine ailelerinin simgesi olan Tahta Kılıcı verir. Seyfi?nin artık bir sorumluluğu vadır. Adalet, toplumda etik anlayış gelişmemişse zulümdür. Zulüm, eğer töreden besleniyorsa cehalettir ve erdem, zulme ve cehalete ?dur? demektir. TAVLA (proje): İstanbul?un değişik semtlerinde Tavla oynayan ünlüler hayata dair birbirleriyle sohbet edecekler ve bu arada Tavla?nın Tevil?den geldiğini ve tekerlemeler olarak dile yerleşmiş cümlelerin aslında birer şifre olduklarını çözeriz. Pençüse severler güzeli genç üse! YAŞAMIN UCUNA YOLCULUK ? TEZEL ÖZLÜ (Romandan uyarlama), Tezel?in Pavese?nin intiharının peşine takılıp gittiği ve onun gözleriyle algılamaya çalıştığı dünyada fark ettiği derin sevgi açlığını konu alıyor. İntihar bazılarına yakışır. Onlar ki ölümü öldürmüş kişilerdir. ZAR ADAM (özet): Varoşlarda barbut savaşları başlamıştır. Kumarın yasaklandığı bir dönemde her kim zarla yakalanırsa cezası ağırdır. Zar, bir anlamda zenginlerle fakirler, güçlülerle güçsüzler arasında bir sembol haline gelmiştir. Kadere karşı bir savaştır barbut. Gazeteci Orhana dosya konusu olarak barbut savaşları verilir, Orhan bu konuyu enine boyuna incelemek ister ve kendini barbt oyunlarının içinde bulur. Burbut savaşlarını başlatan çeteye girer. Garip bir dünya ile karşılaşır. Barbut savaşları yalnızca bir kumar değil, sisteme karşı planlanan güçlü komplodur. Tanıştığı insanlar için zar, bir hayat felsefesidir. Orhan geri dönüşü zor bir oyunun içinde bulur kendini. Altı atan oyuna başlar çünkü altı pişmanlıktır. SATRANCI UREFA (fikir): Zarla oynanan bu satranç, oyuncuları içine çeker ve herkesi kendi nefsiyle yüzleştirir. Oyuncular kendilerini bir ormanda bulurlar. Ne için burada olduklarını bilmeyen ve birbirlerini tanımayan bu kişiler, kendilerine bir oyun oynandığının farkına varırlar. Karşılarına bir oyun çıkar, bu oyunun oynayarak buradan kurtulacaklarını düşünürler ve oyunu oynarlar. Şu tanımadığın insanlara bak, sen de dahil olmak üzere herkes bu oyunun parçası. Maksak oyundan çıkmak, oyundan çıkabilmen için nefsinin sana kurduğu tuzakları aşmalısın. ZOOPATHİA (fikir): İçinde bir hayvanın canlandığına inan bir kızın hikayesi? Sıfatlar hayvanlara tekabül eder, her hayvansa bir ahlaka? MUTLU SUFİNİN YOLU (snopsis): Nasr Hüsrev?in Saadetnamesini kendine düstur edinmiş bir kabadayının hikayesi? İncinme incitme? AYAKKABICI YAKUP (fikir): Urfalı Yakup yaptığı ayakkabılarla ünlüdür. Bir gün kendisini eski bir dostu ziyaret eder. Dağdaki inzivasına ara verip eski dostunu görmek isteyen İzzet, kendisinden yaşça küçük Yakuptaki olgunluğu görünce .ok şaşırır ve onun yanında kalmak istediğini söyler. Yakup ve İzzet, birlikte geçirdikleri zaman içinde manevi öğretmenlerinden aldıkarı ilham ve ilimi sorgularlar. Dağda dervişlik yapmak kolay, kolaysa gel de hengamede derviş ol olabiliyorsan. 33 BİN ADIMDA İSTANBUL: BELGESEL (proje): 33.000 adımda İstanbul - Evliya Çelebi Seyahatnamesi?nde yazıyor, İstanbulun çevresini 33 bin adımda dolaşmış. Tabii ki eski İstanbulu.. Örneğin nasıl ki Prag'da silverline var, silverline tabelasını izleyince o tarihi sokakları dolaşabiliyorsun, Çelebi'nin Ayak izlerini takip ederek Şehrin tarihi ve kültürel dokusunu dolaşalım. KARA TİYATRO (proje): Bu bende kalsınJ NAMİ SOGOLMAN (fikir): Nami Sogolman, ünlülerin ziyaret ettiği bir medyumdur. İbrahi Tatlıses, Seda Sayan, Sibel Can?Camiada bilinen ve sevilen biridir ve bir gün ansızın yok olur. Kimse başına ne geldiğini bilmez. Herkes bir tevatür uydurur. Olayı merak eden bir paparazzi muhabiri, ipuçlarını izleyerek Nami?nin izini bulur. Nami aslında yok olmamış, ölüm tehdidi aldığı için kılık değitirmiş ve başka bir şehre taşınmıştır? Asıl kortuğumuz başımıza neyin geleceği değil, nasıl geleceğidir. İKİZ RUHLAR (dizi-fikir): İki sevgili birbirlerini deli gibi kıskanırlar. Bir gün bir türbenin önünden geçerken ikisi de bir dilekte bulunur. Aynı anda içlerinden geçen bu dilekler yerine gelir. Ruhlar beden değiştirmiştir. Kız, erkeğin bedenine; erkek, kızın bedenine girmiştir. Bunu önce fark etmezler. Bir mağaza camının önünde yansımalarından kafası karışan kız, sonra kıza baktığında kendi bedenini gören erkek! Durumu idrak etmek için eve giderler. Evet, bu bir kabus değildir. Bir kaç arkadaşlarına söylemek isterler ama nafile. Kimse bu duruma inanamaz. Ertesi gün haftabaşıdır. Bir diğerinin işine öteki diğerinin işine gidecektir ve ikisini de hiç bilmedikleri bir dünya bekler. Beni bilmen için ben olman gerek. KARA KİTAP YOL (fikir): Babasını kanserden kaybeden Selim, ondan kendisine kalan tek eşya olan cep telefonunu saklar. Bir gün cep telefonu çalar ve tanımadığı biri ölen babasından yardım ister. Selim çağrıya babasıymış gibi yanıt verir ve yıkımı büyük bir yolculuk başlar. Gelme gelme dönme dönme? IŞIK DENİZİ (fikir): Uluslararası bir projede bir Türk bilim adamı da yer alır ve Ulusal Kurtuluş projesi kapsamıda uzay mekiğine o da davet edilir. Dünyayı bu kez bekleyen tehlike ne gökyüzünden, ne yer altından, ne öte dünyadan ne de nükleer savaşlar, ne de doğal afetlerdir, bu kez tehlike Zamanın tersine dönmesidir. Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir. Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel hatta mükemmel olurdu. Ama ya tersi olursa! BEYAZ GÜL LOKANTASI (proje): Arzu bir lokanta açmak ister. Adını bulamaz. Bir akşam vapurda tanıştığı bir gence aşık olur ve onu evine davet eder. Evde yemek yerken çocuk lokantanın adını koyar: Beyaz Gül?dür. Çocuk bir süre yurtdışına çıkmak zorunda kalır. Döndüğünde evlilik planları yaparlar. Evlenirler. Bir gece eve geç gelir, ve Arzuya eğer bir gün ortadan kaybolursam ve sana benim öldüğümü söylerlerse cesedimi görmeden asla inanma der ve söz alır. Arzu söz verir. Ama Arzunun aklına takılır. Bunu niçin söylemiş olduğunu merak eder ve sevdiği adamın geçmişini araştırır ve ortaya çıkan şey Arzuyu dehşete düşürecektir. Çünkü genç, beklenen Mehdi?dir. Bir gün geleceğim ve kalbimi verdiğim kişi canımın celladı olacak. KELAM KARDEŞLİĞİ (fikir): Kadim zamanlarda geçen fantastik bir masal. Anadolu efsanelerinin bir araya geldiği fantastik bir yolculuk? Gulyabaniler, ifritler, iblisler, cadalozlar, cüceler, periler? Kelam kimdeyse o gizlensin! ZEYTİN bağlarının sahibi Ali Bey, yıllar önce reddettiği kızının ölüm haberini alır. Ölen kızının erkek çocuğu dedeye verilir. Dede torununa bütün ilgisini ve sevgisini verir, yıllar yılı yüreğine taş basarak görmek istemediği kızından kalan hatırayı, Birandı bağrına basar. MİT bireysel teröristlerin peşindedir. Bu görev için yetiştirdikleri özel görevliler vardır. Selma bunlardan biridir. Tespit edilen 100 kişi vardır ve bunlar içinden fikirsel olarak en tehlikeli buldukları 1 kişiye yetiştirdikleri en profesyonel olanı verirler. Selma. Bir karar alınır: Selma, Özgürün hayatına girecek ve hayatını rapor edecek ve tehlikeli bir durum varsa onu durduracak ve emniyete teslim edecektir ya da gerekirse etkisiz hale getirecektir. Programın adı: POTOX (Potansiyel Tehlike Oluşturan Kişilerin İkslenmesi) Diğer yandan gizli bir örgüt de Mehdi?nin geldiğine inanarak onu aramaya başlar. Ellerinde bir takım işaretlere bakarak O olabileceğine imkan verdikleri 10 kişiyi incelemeye almışlar, bunlardan biri de Özgürdür ve Özgür en uya kişidir. Özgür, internet sitesinden yaptığı yayınla iki tarafın da dikkatini çekmiştir. Mit, Selma?yı görevlendirir. Gizli örgüt de Selim?i görevlendirir. Özgür bir reklam şirketinde metin yazarı olarak çalışmaktadır. Selma bir tesadüf yaratarak onunla tanışır ve kendine aşık eder. Selim de bir şekilde Özgürün hayatına bir müşteri gibi girer ve arkadaş olurlar. Amaçları Özgür ile ilgili gün be gün rapor vermektir. Bir zaman sonra Selma ve Selimi birbirine tanıştırır. Selma ve Selim birbirlerinden hoşlanırlar ama görev gereği duygularına ket vururlar. Selma en iyi bilgi kaynağı gereği olarak düşündüğü Selim ile yakınlık kurmak ister. Selim de Mehdi olduğunu düşündekileri Özgürün hayatına giren Selma?nın Deccal olduğu düşüncesiyle onu takibe alır ve rapor eder. OTTOMAN: Sam Amcaya karşı mücadele veren mistik güçleri bulunan bir derviş. Osmanlı yaşasaydı ne olurdu? Atatürk?ün Gençliği Varoluş: Kürt, Ermeni, Yahudi, Rum, Laz ve Türk altı arkadaşın hikayesi. Beşi de aynı mahallede yaşayan küçük çocuklardır. Bir gün şehirde gösteri yapan sirkin arka tarafından sirke gizlice girmeyi ve sirkte gösteri sunan trapezci kadınları gözetlemek isterler. İkisi dışarıda kalıp gözetleme yapar, biri yakalanırlar korkusuyla bunu sakıncalı bulduğundan onları yalnız bırakır. Üçü içeri girer. Sirkteki cücelerden biri durumu çakar ve sahibine haber verir. İçeri giren üçü yakalanır, ikisi de dışarıda yakalanır, biri kaçar. Yakalanan beş çocuğa sirk halkı bir ceza verir. Aslanların bulunduğu kafese kapatılırlar. Hepsinin ödleri boklarına karışır, birinin dili tutulur, ve bu ceza onlara yeter. Hepsi korkudan bayılır. Sirkin sahibi cezalarını çektiklerini düşünerek hepsini salıverir. Doğuda bir kız akrabası olan genç tarafından tecavüz edilir. Kızın ailesi töreye göre kıza tecavüz eden akrabasını ve kızı öldürülmesine karar verir. Onu öldürmesi için abisini seçerler. Abisi kızı vurur ama ona tecavüz edeni ailesi kaçırır. Kız ölmez hastaneye kaldırılır. Kızın bir akrabası kıza sahip çıkar, öldüğünü söyler ve yanına alır. Onu iyileştirir. Kız hafızasını yitirir. Adam onu iyi koşullarda yetiştirir, okutur. Kız büyüyüp savcı olur. Abisi hapis yatar. Annesi ve babası ölür. Kendisine tecavüz edip kaçan genç de İstanbula kaçırılmış, oradaki akrabaları tarafından büyütülür. Aradan 20 yıl geçer. Kız 32 yaşına gelir. Cumhuriyetçi idealist bir öğretmendir. Hapisteki abisi 35 yaşındadır. Af çıkınca serbest kalmıştır. Kendisine tecavüz eden çocuk ise 36 yaşına gelmiştir. Zengin olmuştur. Evlenmiş çoluk çocuğu sahibi olmuştur. Köyüne okul kurar. Serbest kalan adam köyüne döner ve yeni kurulan okula hademe olur. Kız da o okula atanır. Bu arada doğuda terör yüzünden öğretmenler köylere gitmez, tayini çıkanlar istifa eder. Onu yetiştiren adam ölmeden önce kızı yanına çağırır ve ona geçmişiyle ile ilgili gerçeği anlatır. Son Yeniçeri: "Rumeliden geldi bir çıkat, Bayram ertesi kılıçlar oynayacak" Calcioya katılan bir Türk güreşçi... Kralın dört oğlu varmış. Bir gün hastalanmış ve öleceğini anlayınca çocuklarını yanına çağırıp onları sınamak istemiş çünkü öldükten sonra kimin kral olması gerektiğini öğrenmek istemiş. Her birine sormuş beni ne kadar seviyorsunuz. Büyük olan yıldızlar kadar demiş. Küçük olan kainat kadar demiş. Ortanca sonsuzluk kadar demiş. En küçük olan tuz kadar demiş. Baba sinirlenmiş ve küçük oğlunu saraydan kovmuş. Baba ölmemiş iyileşmiş ve Tanrı ona daha uzun yıllar vermiş. Aradan 7 yıl geçmiş küçük oğlunu özlemiş. Onu bulmak için yola çıkmış. Oğulları da yanında gelmiş. Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş nihayet bir köye varmış, çok acıkmış bir köylünün kapısını çalıp kendini tanıtmış. Köylü onları içeri buyur etmiş ve karısına yemek hazırlamasını ama yemeğe tuz katmamasını istemiş. Yemekler gelip yenmeye başlayınca tuzsuz olan yemekleri beğenmeyen kral ve oğulları bozulmuşlar. Köylü neden bozulduklarını sormuş. Onlar da yemekte tuz olmadığını söyleyince, köylü kendini tanıtmış, meğer bu köylü kralın en küçük oğluymuş. Fidyeci: KURNAZGEZGİN: Gönül Kelebek: Adı Esra olan üç kadın, bir adama aşık olurlar. Şımarık Çete: Ökkeş: Kapıcı Ökkeş Adam Dayı: Sufi İstanbulun Fethi: "Bayrakçıyı düşün. Kurtuluş Savaşı yıllarındayız. Bir gencin Karaman: Ferididdün Attarın eserinde tarif ettiği Zorro kılıklı adam. Fedai: Hasan Sabbah tarikatı devam etmektedir. Küt Küt Dede: Pehlivan Osman?ın sıradışı öyküsü? Türk Robinsonları rumeliden geldi bir çıtak Uyku Bankası Tünel: Bir arkadaşım anlattı... Makinist Arsen Lüpen
