![]()
![]()
bağıntılar
Meddah adlı senaryo çalışmasına notlar:
SAHNE
KIRAATHANE - GÜN - İÇ
Kahvedekiler - Meddah - Meddahın yardımcısı
Meddah gazeteyi okur. Sonra kendi kendine - "Atatürk'müş demek içimde şu YTLyi yırtıp - atmaya karşı beni engelleyen, O'na olan saygım... Onun rozetini takıyorlar diye CHPlilere bile küfredemiyorum, bari Rozetten de çıkarsınlar da RAHAT RAHAT küfredeyim. Onları da yırtıp atayım tarihten. Atatürksüz herşeyi yırtıp atayım. Hadi bakalım..."
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
bağıntılar
27 Ekim 2007 Cumartesi
ABD Dışişleri Bakanı Condolezza Rice Ermeni tasarısının ertelenmesi ile ilgili açıklamasında "Bu tasarı, Ortadoğu ile batı dünyası arasında bir köprü olan "İslami demokratik" müttefikimize zarar verecektir" şeklinde bir açıklamada bulunmuştur.
Benim atladığım bir şey mi var? Biri lütfen açıklasın, biz ne zamandır İslami demokrat bir ülkeyiz? Laik demoktrat değil miydik?
Kalıcı Bağlantı
bağıntılar
sizden bir sey rica edebilir miyim?
www.evimdergisi.com.tr/dekoratorbenim yarısmasına katıldık.
Aysu Demirdöven. eşim.
Ikinci sayfada geçiyor ismi...
***
velhasil:) Birinciyi kübaya gönderiyorlar. Eğer beni birinci
seçerseniz, (oylama yapılıyor), size kübadan puro getiririm:) o kübanın
fotosunu çeker, youtube ve blogcuda yayınlarım... bana oy veren
arkadaşların isimlerini de tabii:))
Sevgiler
sapına kadar blogcu feta
Kaan dd
Kalıcı Bağlantı
bağıntılar
Çocuklara 'Oku, baban gibi eşek olma' mesajı verilmeli! Yakında geleceğin mucitlerini seçecek bir yarışmamız da olacak! 'Türk Mucit' adlı yarışmanın jürilerinden Prof. Dr. Celal Şengör medyanın ve politikacıların çocuklara kötü örnek olduğundan dertli: TV'lerde cehalet özendiriliyor. Prof Dr. Celal Şengör Türkiye'nin sayılı bilim adamlarından biri. Londra Jeoloji Cemiyeti tarafından 'Başkanlık Ödülü'ne layık görülmüş. TÜBİTAK Bilim Ödülü kazanmış. 2000 yılında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk olmuş. MUCİT AVINA ÇIKACAK İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Bölümü'nde öğretim üyesi olan Şengör, yakında NTV ekranlarında yayınlanacak 'Türk Mucit' adlı yarışma programında jüri üyeliği yapacak. İşte geleceğin mucit adaylarının icatlarını değerlendirecek olan Şengör'den televizyon ve bilim dünyasına ilişkin ilginç yorumlar... * 'Türk Mucit' nasıl bir program? Türkiye'deki yaratıcılığı ortaya çıkaracak bir program olmasını diliyorum. * Tarihte neden Türk mucit yok? Bu doğru değil! İcadın, mutlaka teknolojik olması gerekmez. İcat, olmayan bir şeyi ortaya koymaktır. Kurtuluş Savaşı bu anlamda başlı başına bir icattır mesela. Kimsenin aklına gelmezdi öyle bir şey yapmak. Ben icat denince her konudaki yaratıcılığı anlıyorum. CAHİLLER KÜTLESİ OLDUK * Yarışmada da yaratıcılığa mı bakacaksınız? Evet. Kişinin yaratıcılığına ve yarattığı şeyden ne beklediğine bakacağım. * Umutlu musunuz peki? Büyük buluşlar çıkacak mı ortaya? Çok sayıda yenilik çıkacağına eminim de ne kadar faydalı olacağını bilmiyorum. Faydalı bir şey yapabilmek için toplumun ve bilimin ihtiyaçlarını bilmek lazım. Türk toplumu son 20 yılda bir cahiller kütlesi oldu. * Neden biz bu kadar cahilleştik? Eğitim iyice dibe vurdu. 60'lı 70'li yıllarda da eğitim iyi değildi ama dünyayla mukayese edilebilecek düzeydeydi. Artık feci bir durumda. Mektebe gitmek vakit kaybı şu anda. * Zorunlu ilköğretim artık 8 yıla çıktı ama... İsterseniz 12 sene yapın. İçinde ne verdiğiniz mühim. Çocuklara, eğitimin gereksiz olduğu izlenimi veriliyor okulda da, evde de. * Siz deprem konusunda yetkin bir isimsiniz. Bu konuda halkı bilinçlendirmek için TV yöneticileri yeterince duyarlı davranıyor mu sizce? Hayır. Ben TV yöneticisi olsaydım bilim temelli programlar yapardım. Halk buna aç. Önüne geleni çıkardılar TV'ye. Konunun uzmanı mı değil mi bakmıyorlar. Medyamız çok cahil. HALK DEĞİL MEDYA APTAL * Ama çok ciddi programlara da halk fazla rağbet etmiyor... Katılmıyorum. Halk zannettiğiniz kadar aptal değil. Medya kendi aptallığını yansıtıyor halka. * Toplumdaki kültürel yozlaşma olası İstanbul depreminden daha tehlikeli diyebilir miyiz peki? Bilgi kirlenmesinden çok rahatsızım. Medyada hacılar hocalar çıkıyor, halka yanlış bilgi aktarıyorlar. Bu çok tehlikeli. Magazin dünyanın her yerinde var. Ben halktan bilgi saklanmasına karşıyım. Siz koymazsanız, haberi internetten okuyacak. Bunların faydası da oluyor. İnsanlar ibret alıyor bunlardan. * Tam tersine kötü örnek olduğunu düşünenler de var ama... Benim çocuğum izlediğinde, 'Ben bu adamlara benzemeyeceğim' diyor. Ama size de katılıyorum. Bu ülkede Başbakan 'Ananı al git' diyorsa, çocuk niye yapmasın bunu. Bunlar gösterilmemeli. Başbakan Yardımcısı 'Maldiv Adaları nerdeydi?' diyor. Çocuklar da, bu adam coğrafya okumadan Bakan olmuş, biz de oluruz diye düşünüyor. Toplum içerisindeki deprem çok büyük. Bu deprem TV'lerde eleştirilmeli. Çocuklara, 'Oku, baban gibi eşek olma' mesajı verilmeli.Kalıcı Bağlantı
bağıntılar
Ne düşünüyrsan Osun. İnsan düşüncelerinden sorumludur. Beyin düşünce dalgaları yayar. Düşündüğü her şeyKalıcı Bağlantı
bağıntılar
MS 790 Offa Rex İngiliz kralı Arapça Muhammedün resulullah Cambridge La ilahe ilallallah Vadehu la şerikülehu 1563 John Fox Papalığın öldürdüğü insanların tarihi Bilim insanlarına işkence yapıyor öldürülüyor Bir ölüyü cezalandırılıyor Papalığın iğrenç tarihi Papalığın suç raporu 500 bin yazma 340 arap 130 türkçe 20 farsça 10 karışık istanbuldaKalıcı Bağlantı
bağıntılar
Felsefeye Adanmış Bir Hayat;AZİZ YARDIMLI ------------------------------------------------------------------------ -Sevgili Hocam,Yaklaşık 20 yıldır sürdürdüğünüz felsefe çevirileri ve yazılarınız konusunda çeşitli eleştirilerle karşı karşıya kaldınız. Bir yandan yapıcı ve olumlu yanıtlar alırken, öte yandan sert bir kınama ile de karşılaştınız, ve giderek durumu neredeyse kişisel sorunlar olarak yaşadıklarını gösterenler oldu. Felsefenin anadilde yapılması gerektiğini düşünürsek, bu olumsuz tepkinin nedeni ne olabilir? Ne yazık ki Türk tini henüz felsefesizdir. Bunun anlamı öz-bilincinden, kendi gerçekliğinin bilincinden yoksun olması, henüz dingin kavramsal düşünme açısından yetersiz olmasıdır. Biraz kafa yorarsak, yeni öz-bilincin şimdiki bilinçsizlik karşısında bütünsel bir dönüşüm, tam bir yenilenme ve eskimiş olanın bütünüyle bir yana atılması anlamına geleceğini görebiliriz. Türkiye?de Felsefi sürece baktığımızda, eski olan dönüştürücü değil, ?kendisi? dönüşen bir ön-evre değil, aslında bir ?evre? bile değil, ama tam bir içeriksizlik, bütünüyle soyut bir hiçlik olduğunu düşünmeden edemeyiz ve üzülürüz. Bu noktadan felsefe ve dil ilişkisine geçersek, yürürlükteki bilinçsizlikte direten bakış açısının kendi anadiline yaklaşımı da tutucu olacak ve dilin ussal estetiğine karşı usdışı estetik-olmayan tepkiler sergileyecektir. Böyle tepkiler sözcüğün anlamıyla ilgili olmadıkları, sözcüğün yanlış olmasına değil ama yalnızca arı olmasına direndikleri ölçüde ister istemez yalnızca yüzeysel olurlar, yalnızca yeni olan karşısında duyulan bir tür şaşkınlığa ve bocalamaya anlatım verirler. Bu düzeye dek zararsız, çünkü etkisizdirler. Ve bu düzeye dek onlarla ilgilenmek bile gereksizdir. Felsefi gelişimde özsel olan Kavramdır, ve düşünen bilinç birkaç yeni sözcük karşısında bir sorun yaşadığı sanısına kapılmaz. Aslında, tam tersine, sözcük Kavramı ne denli doğrudan ve duru bir yolda iletirse, anlama da o denli duru ve doğru olur. Buna karşı yabancı sözcük çoğu kez Anlam ve Kavram arasında bir ayrılık yaratır. Bu durum felsefede yeni olanlar için ciddi sorunun, asıl sorunun kaynağıdır ve bir kural olarak felsefenin bir dil sorunu olarak yaşanmasına, giderek çözümün ?felsefe sözlükleri?nde aranmasına götürür. Doğal bilincimiz doğallıkla yabancı sözcüklerin arkasında öcülerin yattığını düşünür; buna karşı arı sözcük düşünceyi böyle semantik kafa karışıklığından kurtarır ve Kavram ile, diyalektik ile ilgilenmeye yöneltir. Ama ister yeni ister eski sözcük kullanılsın, önemli olan Kavramın anlatılmasıdır. Ek olarak, gerçek ANLAMA dilde gerçek GÜZELLİK ile birlikte gider. Türkçe?nin arılığı ondaki ses uyumunun kendini sergilemesi demektir ve gerçekten de yabancı ve ses-uyumsuz sözcüklerden arınmış bir yazının bir bakıma duyusal bir değeri vardır, kırma bir dil kullanımının ayrımsamadığı, algılamadığı güzel biçim öğesini ışığa çıkarır. Uyum güzel biçimin bir bileşenidir. Arı dile tepkinin her durumda Usa da tepki gösteren bilgisiz görgücü-göreci bakış açılarından geldiğine dikkat edersek, Güzelliğe tepkinin Gerçekliğe tepki ile koşut(paralel) gittiğini kabul etmek zorunda kalırız. - Öz-Türkçe kullanımına değindikten sonra, insanların felsefeyi anlaşılmaz soyutlamacılık olarak görmelerini, insanların değersizleşmesi mi yoksa felsefenin sözde felsefeciler tarafından değersizleştirilmesi mi olarak görüyorsunuz? Felsefe üzerine ?boşinançların? ortadan kaldırılması için neler yapılabilir? Felsefe kavramı Felesefenin tasarımlarından, onun kötü biçimlerinden ayırdedilmelidir. Heidegger, Hume, Sartre, Derrida, Popper gibi klasik tinden açıkça kopma savındaki düşünürleri Platon, Hegel, Farabi, Parmenides, Descartes, Herakleitos gibi klasik felsefecilerin, kavramsal düşünceye, diyalektiğe bağlı gerçek felsfecilerin yanına koyamayız. Ve eğer modern dönemde felsefenin değersizleşmesinden, saygınlığını yitirmesinden söz edeceksek, bu düşüşü hangi kümeye bağlamamız gerektiği açıktır. Son yüzyılın başat ?felsefelerinin? olgucu, görgücü, kuşkucu vb. dizgeler olduklarını göz önüne alırsak, aslında bunları gerçekliği bir dil sorunu olarak gören ?anlaşılmaz soyutlamacılık? olarak, giderek değersiz olarak görme tutumuna katılmamız gerekir, ama tek bir noktayı ekleyerek: Bu usdışı çözümlemeler içinde üretildikleri kendileri anlaşılmaz-soyut tinsel ortamların öz-çözümlemeleridirler ve bu anlamda olumsuz bir değerleri vardır. Nihilizm ve pozitivizm birkaç düşünürün buluşu değil, ama modern Batı ekininin kendi durumunun kavramsal bir sergilenişidir. Değerlerini yitirmiş bir tinin öz-bilinci de değersiz olmalıdır. Boş-felsefeler insanın değersiz, önemsiz, küçük bir varlık olduğunu ileri sürerler, çünkü kendi üretebildikleri ve ulaşabildikleri belirlenimler ile sınırlıdırlar: Kuşkucu bir bilgisizlik, göreli bir moral, ve evrensel güzel biçimin yadsınması. Vakar, onur, güzellik, gerçeklik, özgürlük değerlerine ulaşamayan felsefesiz bilinç bu ?sözcükleri? anlamsız bulur. Çünkü insan doğasının böyle özsel değerlerine ulaşmak onları doğrulamakla, onları yaşamakla birdir. Batı genel olarak bu değerlerin karşıtlarını yaşar. Ve bu tinin bir bileşeni olmayı yeğleyen modern düşünce felsefe üzerine doğallıkla yalnızca değersiz, anlamsız ?boşinançlar? üretir. - Türkiye?nin içinde bulunduğu koşullar açısından, Türkiye?de felsefenin şansı nedir? İnsanlara buradan felsefenin amaçları adına ne gibi mesajlar iletebilirsiniz? Türk tini yerelliğini aşma, gelenekseli terketme sürecindedir. Bunun anlamı bir SANI bilincini yaşıyor olması, bugün doğru dediğini yarın yalanlaması, bugün olduğu şeye yarın sırtını dönmesi, bu süreçte hiçbir zaman sağlam, dayanıklı, gerçek bir zeminde olmamasıdır. Dönüşüm dinginliğin tam yokluğu değil midir? Bu süreçte erek ?Batılı? görünüşünü kazanmak, kendini yalancı ölçünlere uyarlayarak bir eşlemin eşlemi olmak değildir. Aslında bu olanaksızdır, çünkü modern Batı tininin özsel belirlenimi olan akademik, etik ve estetik nihilizm (ya da dilersek, pozitivizm) kendi kavramı gereği örnek alınacak ölçünler sağlayamaz, görelidir, değişkendir, tikeldir - saltık, kalıcı, evrensel değil. İnsan doğası ideal olanı hedefler, çünkü bir doğadır, özdür, ve Türk tininin önünde onu usdışı modern belirlenimleri üstlenmeye zorlayacak hiçbir iç ve hiçbir dış etmen yoktur. Bu özgürlük zemininde, Türkiye?de yalnızca felsefenin ve bilimin değil, ama güzel sanatların ve moral ölçünlerin de yükselmeleri ve gelişmeleri salt bir zaman sorunudur. Ve bu sürece girmek için yapılacak tek şey Usun önünü açmak, kendini kendi enerjisini kendi içinden üreten özgür düşüncenin açınımına bırakmaktır: Düşünce kendi doğası gereği Gerçek, İyi ve Güzel olana doğru devimdir. Ve bu değerler evrenseldir, şu ya da bu tikel ekine özgü değildir. - Felsefe ve popüler ekin(kültür) karşıtlığı sürekli tartışılan bir konudur. Felsefenin dilinin çok ağır olarak kendini halktan bilerek yalıttığı gibi suçlamalar sürekli gündemdir. Sizce gerçek felsefecinin bu konuda alması gereken tavır nedir? Önemli olan şey bir toplumun kendini gerçek değerlere, ilkelere, ölçünlere doğru eğitmesidir. Ussalcılık usu evrensel bir veri ve iyelik olarak, ve halkı eğitime yetenekli olarak, kendini öz-bilinçli insanlığa yükselmeye yetenekli Tin olarak görür. Us her bir bireyde sonsuz açınıma yetenekli bir gizilliktir. Ama insanın bu sonsuz gelişim yeteneğini yadsıyan pozitivist-nihilist bakış açısı ise halkı eğitilemez ayaktakımı olarak (Voltaire; Aydınlanma), önderlere gereksinen kitleler ve denetlenecek yığınlar olarak (İdeoloji), ve en çılgın nihilistik girişimlerinde üst-insanlara güdümlü bir sürü olarak görür. Buna karşı, klasik felsefenin bakış açısından insanlığın belirlenimi insanın Tarihte yaşadığı sefil sonlu biçimlerin ötesinde ve üstünde, ulusal, etnik, dinsel, sınıfsal vb. ayrımların ötesinde ve üstünde, bu postmodern yalancı, geçici türlülüğün ötesinde ve üstündedir. İnsan gerçeklik, iyilik ve güzellik boyutlarında bilgili, özgür, güzel olma, kendi ile uyumlu olma yeteneğindedir. Bu öznel bir dilek, eğilim, düşlem değil ama insanı ussal bir varlık olarak gören bakış açısının ussal vargısıdır. Ve bildiğimiz gibi, ussal olanın doğası kendini edimselleşmektir. Buna karşı, yine kolayca görüleceği gibi, sonlu göreci bakış açıları insanlık için sürekli bir çatışma, sonu gelmez bir kavga ve giderek savaş durumunun öz-bilincini formüle ederler. Modernlik kavramı geçiciliği, yiticiliği, sonluluğu vurgular. Bu gerçekten de kendi asıl doğasıdır. Ama evrensel, kalıcı, ussal insan doğası böyle modernlik gibi sonlu belirlenimlere tutsak edilemez. Modernliğe özsel olarak bağlı olan nihilizm açıkça geçiciliğin, hiçliğin bir başka adıdır. İdeal olana, gerçek ve güzel ve iyi olana anlatım veren Klasik Tin salt bu nedenle Modernist tinin tüm saldırısının vurmayı amaçladığı hedeftir. - Ve son olarak; Türkiye?de felsefenin gelişimi için çaba gösteren biri olarak konu ile ilgili ne gibi önerilerde bulunursunuz? Felsefede, Güzel Sanatlarda ve Duyunçta tam bir özgürlük olanağı içinde olmalarına karşın, ve tüm bu gerçek insanlık belirlenimlerinde sınırsız bir gelişimin önünde hiçbir engel ile karşılaşmamalarına karşın, Cumhuriyet kuşakları bugüne dek yalnızca bu eşsiz olanağın bilincinden yoksun olduklarını tanıtladılar. Sonuç Sanat, Felsefe ve Duyunç alanlarında tam bir kısırlık, sıradanlık ve giderek yozlaşma oldu. Us böyle düşüklükleri, değersizlikleri kabul edemez, yeter ki kendi öz-bilincini kazanmanın gereğini anlasın ve yerine getirsin. Yerleşik tutucu ekin hiçbir zaman bu özgürleşmeyi durduracak denli güçlü olmadı. Ama Türkiye?de bugün de dinamik bir atılımın yokluğu kendini Dünya Tarihinin geçici herşeyi dönüştüren ussal akışı ile ilişkilendirmedeki yeteneksizliğe, yerellikten, sonlu olandan vazgeçerek kendini Tinin evrensel eğitiminin asıl kaynaklarına bağlamada gösterilen çekingenliğe bağlıdır. Bu açılımın kazanılması için başlıca güç düşüncedir ve Güzellik ve Duyunç (Türe, Özgürlük) boyutlarında da yükselme ilkin düşüncenin kendi özgürlüğünün bilincini kazanmasına bağlıdır. Bunun yolu yalnızca ve yalnızca Felsefeden geçer. Bu güç gerçekte Usun öz-bilincini sergileyen Felsefe Tarihinin kendisidir, kendini orada açındırmış ve edimselleştirmiştir, ve göreli, yerel, sonlu değil, ama saltık, evrensel ve sonsuzdur. Kendimizi gelişmekte olan Dünya Tarihinin akışına bağlayabilmek, bu Tarihte olan biteni ayrımsamakla, anlamakla birdir. Ve anlama özsel olarak usun bir işlevi olduğu için, felsefesiz kalmada diretmek, bugüne dek olduğu gibi anlamama tutumunda diretmek tarih-dışı, gelişim-dışı, önemsiz, ilgisiz bir tin olarak varolmayı sürdürmek olacaktır. Kendi üzerinde kuluçkaya yatmış tanınmayan, sayılmayan bir halk olarak kalmayı sürdürmek olacaktır. Dünya-Tarihsel bir gereksizlik olacaktır. Aziz Yardımlı, 2004, Ocak İdea Yayınevi aziz@ideayayinevi.com Söyleşiyi Yapan : FelsefeciKalıcı Bağlantı
bağıntılar
Türkiye Cumhuriyeti Tarihinde 2 Ekimde neler oldu? 2 Ekim 1919 Ali Rıza Paşa Hükümeti kuruldu. 2 Ekim 1919 Mustafa Kemal, İstanbul Belediyesine mektup yazarak, İstanbul ahalisini Anadolu'daki mücadeleye çağıran beyannamesini yayınladı. 2 Ekim 1923 İşgal Kuvvetleri İstanbul'dan ayrıldı. Bence Büyükanıtın bu tarihi konuşmayı seçtiği 2 Ekim tarihi, Tarihsel bir değer taşıyor.Kalıcı Bağlantı
bağıntılar
Uzmanları şaşırtan haritalar... Uydu görüntüsüyle birebir... özellikle güney küre detaylarıyla birebir benzerlik arz ediyor.Kalıcı Bağlantı
bağıntılar
İnternette dolaşırken TARİKAT LİDERİ CİNAYETİNDE HABLEMİTOĞLU BAĞLANTISI başlıklı bir makale gördüm. Sonunda telegramdan söz ediyor: Dost tarikatı lideri İhsan Güven ve eşi Sibel Güven?nin kurban gittiği ve İBDA/C tarafından üstlenilen cinayeti soruşturan polis, sürpriz bir ipucu yakaladı. İhsan Güven ile eşi Sibel Güven?in cinayete kurban gittikleri Tuzla?daki evlerinde Necip Hablemitoğlu?nun ölümünden sonra yayımlanan kitabının müsveddesi bulundu. 06 Mayıs 2004 Perşembe 02:13 Dost tarikatı lideri İhsan Güven ve eşi Sibel Güven?nin kurban gittiği ve İBDA/C tarafından üstlenilen cinayeti soruşturan polis, sürpriz bir ipucu yakaladı. İhsan Güven ile eşi Sibel Güven?in cinayete kurban gittikleri Tuzla?daki evlerinde Necip Hablemitoğlu?nun ölümünden sonra yayımlanan kitabının müsveddesi bulundu. ANKARA?da 2002 yılı aralık ayında faili meçhul bir suikaste kurban giden Necip Hablemitoğlu?nun kaleme aldığı müsvedde üzerinde İhsan Güven?in bazı düzeltmelerine rastlandı. Polis, ?Hablemitoğlu?nun kitabını İhsan Güven mi redakte etti?? sorusunun yanıtını arıyor. Polis cesetlerin bulunmasından saatler önce İBDA/C tarafından bir gazeteye yollanan elektronik posta üzerinde duruyor. Elektronik postada Güven?in başından, eşinin ise karnından vurulduğu bilgisinin doğruluğu, yollandığı adresin İBDA/C olduğunu gösteriyor. Ancak İBDA-C?nin bugüne kadar cinayetle sonuçlanan bir eyleminin olmadığını belirten polis, cinayetin işleniş tarzının İBDA-C?ye uymadığını söylediler. Bu yönde de araştırma sürdürdüklerini belirten yetkililer, çifte cinayetin ortaya çıkartılması için evde bulunan not ve bilgisayar kayıtlarını Emniyet Müdürlüğü?ne getirip incelemeye aldı. Yapılan ilk incelemelerde Güven?in ?Türkiye?deki iç ve dış tehditler? ana başlığı altında geniş çaplı bir araştırma yaptığı ortaya çıktı. Araştırma konularının başlıklarının ise tıpkı Hablemitoğlu?nun kitaplarında da hedef gösterilen; masonlar, tarikatlar, aşiretler, yabancılar, ABD ve CİA olduğu iddia edildi. PROPAGANDA CİNAYETİ Üst düzey bir emniyet yetkilisi soruşturmada gelinen noktayı şöyle aktardı: ?Hablemitoğlu ve Güven aynı ulusalcı çizgiyi paylaşıyordu. Bu cinayeti aydınlattığımızda belki de Hablemitoğlu suikasti ile ilgili bazı bilgilere de ulaşacağız. Ancak hemen söylemek lazım, Hablemitoğlu suikastinde kullanılan mermiler bile özeldi. O cinayeti kimin işlediği karanlıkta kalsın istendi, Güven cinayeti ise zaten propaganda amaçlı.? Cinayetin ipuçları İBDA-C lideri ERDİŞ?İN kitabında İBDA-C?nin Dost tarikatı lideri İhsan Güven ile eşi Sibel Güven?in öldürülmesini üstlendiği mesajında örgütün lideri Salih İzzet Erdiş?in cezaevinde yazdığı ?Telegram-Zihin Kontrolü? kitabını işaret etmesi dikkatleri bu kitaba yöneltti. Kitapta ?Çağın en büyük gizli silahlarından biri? olarak sözedilen Telegram?ın, Erdiş üzerinde uygulanmasının amacı kendi ağzından şöyle anlatılıyor: ?Rezillerin en rezili insanların, aşağılığın en bayağısı tertiblerle beni yok etmek veya ?mankurt adam yapmak? istemeleri, aslında benim şahsımda davama duyulan korkudandır. Telegram zihin silme, yeni şahsiyet tipi meydana getirme, kontrole alma vesaire, çok eski devirlerden beri bilinenlerin günün verileri içinde yeni şekillerle tazelenmesidir. Telegram?da başrol oyuncusu, ?dost tarikatı? adıyla anılan sapık yapılanmanın başında yer alan İhsan Güven adlı emekli bir binbaşı. Sefillerin en sefili ve adîlerin en rezili olan bu adam, bana uygulanan Telegram işkencesinin mánáda ve belki de fiilî olarak başı ve insan ruhunu tahrib ederek teslim alma işinde zümresiyle beraber akla hayále gelmedik cinsî sapıklıkların şáhıdır.?Kalıcı Bağlantı