![]()
![]()
bağıntılar
7 Ocak 1975’te demokrat, laik, modern ve işçi
bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Babam polis memuruydu, şark
hizmetinin ardından girdiği sınavı kazanınca diplomatik görevle
Yunanistan’a tayini çıkmıştı. Anemse memurken evlenince evinin kadını
olmuş, babama terzlik becerisiyle maddi destekte bulunmuş çalışkan,
fedakar bir Türk kadınıydı.
Herkes gibi ben de aklımın erdiği yaşlarda hayatın anlamını sorduğumda,
geçmişime dönüp, ben kimimin yanıtını geçmişten bugüne beni ben yapan
unsurları araştırmakla başladım. Gerçi geçmişte odaklandıkça, geleceğin
hiçliğini anlamama daha vardı ama yine de şunu gördüm ki, çocukken
yaşadıklarımın beni bugün Ben dediğim insana taşımasında çok önemli bir
payı vardı.
Özellikle anılarım arasında bir tanesi vardır ki bugün beni yaşamda
hayatın anlamından pay sahibi yapıyor olan şeydir. Mustafa Kemal’i
anlatan albüm.
1981’de 6 yaşımdaydım. Selanikte’ydik. 10 Kasım’da Atatürk’ün pembe evindeydim. Bir şiir okumuştum.
“Saat dokuzu beş geçe Dolmabahçe’de...”
Annemin duygu dolu gözlerinde, daha ilk okula gitmeyen çocuğunun
elindeki çizgili kağıda bakarak okumaya çalışmasının mutluluğu vardı.
Babamın bana hediye ettiği Atatürk’ün Hayatı adlı albümün siyah beyaz
sayfalarında ise tek renkli şey güneş sarısı saçlar ve gök mavisi bir
çift göz...
Gece miydi, gündüz müydü.... Sayfaları büyük bir hazla karıştırdığımı
anımsıyorum. Yazılanları anlamıyordum ama salt fotoğraflara bakarak
hikayeyi sezmiştim. Yaşım yediye yaklaşmıştı. Bir sene sonra ilkokula
başlayacaktım ve burada yazılanları anlayacaktım.
Hikayede bir çocuk vardı, gururlu, korkusuz bir çocuk. Elindeki sopayla
tarlada kargaları kovalıyordu. Onu seven bir annesi ve bir babası
vardı. Bir de küçük bir kız kardeşi. Ama hiç arkadaşı yoktu. Okudu,
büyüdü, asker oldu. O sırada düşmanlar vatanımızı istila etmişlerdi. Bu
adam, atının üzerinde her yerde düşmanları yenilgiye uğrattı. Ondan
herkes çok korktu. Korkunç bir yüzü yoktu, bilakis tanıdık bir yüzdü
sanki. Dedem gibiydi... Cesurdu, korkusuzdu ve hiç gülmüyordu. Çatık
kaşlarımı taa o zamanlar onun yüzündeki çatık kaşları ayna karşısında
taklit etmeme borçluyum herhalde. Sonra, kış oldu... Evi de mi yoktu?
Sevdiği bir kadın da yoktu. Dışarıda paltosuyla karların üzerine
yatmıştı. Sonra uyanıp bir tepede, kara kara düşündü. Geceydi, yalnız
başınaydı. Ona saygı duyan askerler vardı yanında. Bir gün büyük bir
savaş oldu. O bütün askerlerine hücum emrini verdi. Toplar, atlılar,
silahlar, tüfekler... Herkes savaşa katılmıştı. Kadın, erkek, yaşlı,
genç herkes... Askerlerin elinde silahlar, halkın elinde taş, sopa,
tırmık... Düşman çoktu, ama onun askerleri az olmasına rağmen bu savaşı
kazandılar. Nihayet düşmanları denize döktü. Savaştan sonra büyük bir
bayram kutlandı. Onun yüzü gülüyordu artık.
Çocukları seviyordu. Ağaçları seviyordu. Çok bilgili biriydi. Uçağa
biniyor, traktör kullanıyor, büyüklere ders anlatıyordu. Çok okuyan
biriydi. Çalışma masasında derin derin düşünüyor, bir şeyler yazıyordu.
Güzel kalemleri vardı. Güzel kıyfetleri vardı. Dans etmeyi de
seviyordu. Kadınlar ve gençler ona hayrandı. Sonra yüzü yine gülmemeye
başladı. Hastalanmıştı galiba. Yatağında mahzun mahzun yatıyordu.
Doktorlar gelip gidiyordu. Ne olmuştu anlamamıştım... Birden
fotoğraflarda onun yerini ağlayan kalabalıklar almıştı. Aslan
heykellerinin bulunduğu bir yolda, büyük taştan bir evin içine
giriyordu herkes... Büyük taştan bir sandığın önüne büyük çiçekler
konmuştu.
Ölmüştü...
İşte bu ilk sahneler, belleğimde bir yap bozun ilk parçalarını
oluşturuyordu. Büyüdükçe bu yap boza yenileri eklendi. Tabii tablo daha
da karmaşık bir hal aldı. Nihayet, büyük resim ortaya çıkmıştı ama bir
kaç parça eksikti.
Gençliğimin en alveli yıllarını bu eksik parçaları aramakla geçirdim.
devam edecek....
Kalıcı Bağlantı
çözülmeler
Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge Ne çalar kimse kapım bâd-ı sâbâdan gayriYorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
çözülmeler
J.R.Tolkien Okuyanus Yayınları Çeviren: Leyla Roksan Çağlar Tolkien'in 1920 yılından 1943 yılına kadar, 23 yıl boyunca çocuklarına Noel Baba imzasıyla her Noel öncesi yazdığı mektuplardan ve mektupların konusu olan kendi eliyle yaptığı resimlerden oluşuyor. Ayrıca Tolkien'in çocuklarına yazdığı bu mektupların orijinal hali de Türkçe kitapta yer alıyor. Tolkien'in bu kitabı yazarın Noel Baba imzasıyla çocuklara yazdığı mektupların yanı sıra kendi eliyle yaptığı resimleri de içeriyor. Noel Baba'nın titrek bir elle yaptığı resimler kadar güzel mektupları da İngilizce olan orijinal diliyle ve kenar süslemeleriyle verilmiş. Kuzey Kutbu'ndaki hayata dair ilginç hikâyeler var bu mektuplarda: Ren geyiğinin nasıl ipini kopardığı ve kaçarken bütün hediyeleri etrafa saçtığı; sakar Kutup Ayısı'nın Noel Baba'nın evinin çatısından nasıl içeri düştüğü; onun yüzünden ayın nasıl dört parçaya bölündüğü ve Ay Dede'nin arka bahçeye yaptığı inişin yumuşak olup olmadığı; evin altındaki mağaralarda yaşayan gulyabanilerin neden olduğu savaşların nasıl sonuçlandığı! Uzun bir çocuk masalı gibi okunabilecek mektuplarda Noel Baba'nın Kuzey Kutbu'ndaki evi, maceralı yaşantısı, dostları ve düşmanları sürükleyici bir dille anlatılıyor. Hem küçükler hem büyükler için tam bir Tolkien kitabı.Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
çözülmeler
Sabri, dün gece aniden bilgisayarımdan silinen son senaryomu aylar önce akıl edip kaydettiği CD ile bana geldiğinde, gerçek dünyada güvende olamayan her şeyin sanal dünyada güven altında olduğunu anlamıştım...Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
çözülmeler
Abdülbaki Gölpınarlı, ?Şeyh Galip ? Seçmeler?, Milli Eğitim Basımevi. Abdülbaki Gölpınarlı, ?Tasavvuf ? 100 Soruda?, Gerçek Yayınevi. Ahmet Kabaklı, ?Mevlana?, Toker Yayınları. Annemarie Schimmel, ?İslamın Mistik Boyutları?, Kabalcı. Annemarie Schimmel, ?Ben Rüzgarım Sen Ateş?, Ötüken. Asaf Halet Çelebi, ?Bütün Yazıları?, YKY. Asaf Halet Çelebi, ?Bütün Şiirleri?, YKY. Coleman Barks, ?Rumi ? Selected Poems?, Penguin. Hamza Tanyaş, ?Melvana?dan Rubailer?, İş Bankası Hasan Aktaş, ?Mevlana Okulu ve Misyonu?, Yort Savul Yayınları. Hilmi Yavuz, ?Yazın Üzerine?, Bağlam Yayınları, İstanbul, 1987. M. Nuri Gençosman, ?Mevlana?nın Rubaileri?, M.E.B. , İstanbul, 1994. Mehmet Önder, ?Mevlana? (İngilizce), Ministry of Culture, Mehmet Önder, ?Aspects of Mevlana ? Mevlana Güldestesi?, 1972. Mehmet Önder, ?Turizm ve Tanıtma B.? (İng. Ve Türkçe) Mehmet Önder, ?Güldeste?, (Türkçe), Mevlana Müzesi Neriman Hikmet, ?Mevlana?, Öncü Kitabevi. Nevit O. Ergin, ?Mevlana ? Divine Wine?, Echo Publications. Pierrette Grolier, ?Mevlana et Konya?, (Fr.), Revak. Rafael Legort, ?The Teachers of Gurdjieff?, Samuel Weiser. Reshad Feild, ?The Last Barrier?, Element. Roger Housden, ?Chasing Rumi?, Harper San Francisco. Roger Housden, ?Rumi?nin İzinde?, Ayna. Sultan Veled, Maarif, MEB, İstanbul, 1993. Titus Burckhardt, ?An Introduction to Sufism?, Cnicible. Whitall N. Peury, ?Gurdjieff in The Light Of Tradition?, Perennial Books. Birgün Gazetesi, 6 Eylül 2005 Salı, s.12.Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
çözülmeler
Varlık dergisi yeraltı edebiyatı ile ilglii Kaan Demirdöven'e Son dönemde, kahramanlarını marjinal gruplardan seçen, altkültürlerin yaşam alanlarına ya da sokağa bakan, kısmen de olsa avangard denilebilecek bir dil kullanan, kısacası ?ana akım?ın dışında kalan her türlü yapıtı bir çeşit Kara Edebiyat ya da Yeraltı Edebiyatı olarak adlandırma eğilimi var. Bu bağlamda, Yeraltı Edebiyatı?nı nasıl tanımlayabiliriz? Türk edebiyatı içinde, Yeraltı Edebiyatı diye bir oluşumdan söz edebilir miyiz? Yapıtlarınızı bu türün dilimizdeki örnekleri olarak tanımlayabilir miyiz? sorusunu sordu, şubat 2005, yanıtı: / Sayfa 14'te.Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı