MAKARA (www.makaraci.com)

MAKARA (www.makaraci.com)

HRFKLMCML: Her harf bir kelime, her kelime bir cümle, her cümle bir kitap, her kitap bir insan, her insan bir isim, her isim bir sıfat, her sıfat bir felek, her felek bir alem, her alem bir makara, her makara bir çözülme, her çözülme bir birleşme, her birleşme bir açılım, her açılım kaderdir, kaderimiz özgürlüktür. iste makaranın sırrı... www.makaraci.com

fal

Çarşamba, Ekim 21, 2007
Kategori: analiz

bağıntılar



fincan: can içinde can

fal: ters kapatıldığında fal, laf okunur

vücudellaf: varlığın dilde tecellisi, dil gönüldür.
gönül, iki sevgili can içinde can oldu mu, vuslatta fal bakılır
yoksa falcının falında kösnü vardır

Kalıcı Bağlantı

Aydınlanma etkisi yaratan filmler

Pazartesi, August 20, 2007
Kategori: analiz

    bağıntılar


trajedi
komedi

ama korku değil...

Kalıcı Bağlantı

sur içi

Cuma, Şubat 23, 2007
Kategori: analiz

bağıntılar

AB'nin projesi bu, istanbulu bir an önce Türkiyenin kontrolünden almak... bunun çok nedeni var... en önemli nedeni tarih-bilinç-kimlik bağlamında Avrupanın temeli İstanbul, Sur içi bölge özellikle... İStanbulu küçük Türkiye gibi göremiyorum çünkü burada daha çok 60 sonrasi politakalarla doğudan göç etmeye zorlanmış ya da kandırılmış ciddi bir doğu bölgesindan gelen nüfus var ve onların görenekleri hakim. elbette karadenizli, egeli, trakyalı, akdenizli de gelmiş yerleşmiş ama onların uyum sorunu yok şehre.. istanbul özellikle eski istanbulu paristeki gibi bölgelere ayırıp eski istanbul yeni istanbul olarak ayırıp eski istanbulu kültür başkenti projesiyle açık hava müzesi haline getirecekler, bu yönde pek çok proje var...

Kalıcı Bağlantı

tipoloji

Salı, Ekim 7, 2006
Kategori: analiz

bağıntılar

Kusursuz İnsan Örneği: Peygamber

Kalıcı Bağlantı

eğreti gelin

Pazartesi, Eylül 30, 2006
Kategori: analiz

bağıntılar

Törel tini eğiten doğa.

Kalıcı Bağlantı

Aziz Yardımlı - İslam Tini

Çarşamba, Eylül 4, 2006
Kategori: analiz

bağıntılar

Tanrı ve İnsan Din Kavramında Tanrı insan yüreğinde ve tasarımında varolan ilksiz-sonsuz Varlıktır. Tanrının insan ile dolaysız birliği insanı Tanrıya yüklenen sonsuzluğun eşiti kılar. Bu insanın değerini sonsuzluk ölçeğinde arttırırken, buna karşı insanı Tanrı karşısında küçük, önemsiz, anlamsız bir varoluş olarak alan kültürler yalnızca bundan böyle tarihsel önemi kalmamış ölü bir geçmişi temsil ederler. Sünnilik ve daha sonra Protestanlık insan ve Tanrı arasındaki bu birliği dolaysızlığı ve aracısızlığı içinde tanırlar. Bu inançları kabul eden Toplulukların inancın özüne uygun olup olamadıkları tarihsel bir sorundur ve çağdaş İslamik toplumların şimdiki usdışı durumları İslamın onu önceleyen uygarlık birikimi ile bütünleşerek kazandığı tarihsel büyüklüğü ve önemi azaltmaz. İsa'nın tanrısal olması insanın tanrısal olmasıdır. Ancak bu kavrayış Duyunç Özgürlüğünü ve dolayısıyla İstenç özgürlüğünü İnanç açısından aklayabilir, çünkü sonsuz değeri olmayan bir varlık Duyuncunda ve İstencinde saltık olarak özgür olma belirlenimine yetenekli değildir. Dinsel öğretilerin pozitif içeriğinde bu özselliğe uygun olmayan tüm yanlar sonlu duyusal dışsallığa, bilgisizliğin boşinancına aittir ve eğitimli us inancın arı, sonsuz tinsel içeriğini öğretideki dışsal pozitif öğelerden ayırdetmeyi bilir. Duyunç Özgürlüğü ve İnanç Duyuncun saltık özgürlüğü onu herşeyin, giderek kutsal olana inancın da yargıcı yapar. Duyunç bir inanç öğretisini sorgulamaksızın doğrulayabilir. O zaman Duyuncun özgür olduğu, aslında bir Duyunç olduğu, Duyuncun ve dolayısıyla Ahlakın gelişmiş olduğu söylenemez. Sokrates öncesi Atinalıların dinlerine ve törelliklerine karşı tutumları böyleydi. Bu inakçılık (dogmatizm) dediğimiz şeydir ve felsefede de Skolastizm biçiminde, yetke üzerine felsefecilik biçiminde kendini her zaman, giderek modern biçimler altında bile göstermeyi sürdürür. Duyunç bir inanç öğretisini sorgulayarak doğrulayabilir, ya da yadsıyabilir. İnancın sorgulanması dinsizlik değildir, ve inancın nesnesi ile bilginin nesnesi bir olmalıdır. Bilgisiz inanç (Kant felsefesinde ve genel olarak kuşkuculukta olduğu gibi), Kavrama göre alındığında, gerçek inanç değil ama boşinançtır. İnancın Gerçek olana inanç olması ölçüsünde inançta Bilgi, Us, Özgürlük, Duyunç zorunlu kıpılardır. Usun onaylamayacağı İnanç gerçekte bir İnanç olmayı hak etmez. Buna göre, Duyuncunu dinsel öğretiye, giderek dinadamlarına teslim etmek Özgürlüğün, özgür İstencin ortadan kalkmasıdır. Dinadamları kendi kavramları gereği belirli İyileri ve Doğruları öğütlerler, ve bunlar doğru ya da yanlış olabilir. Ama bunu kutsal sayılan bir yetke ile Tanrı adına yaptıkları zaman bütün bir kültürü kendi Özençlerinin nesnesine dönüştürürler. Belirli İyilerin ve Doğruların göreli olmalarıdır ki, haklarında karar vermeyi bireysel Duyuncun bir ödevi yapar. Ancak o zaman insanın insan üzerindeki kutsal yetkesi, bir dinadamları sınıfı denilen şey ortadan kalkar. Sıradan insanın dinsel yetke üstlenmesi, Tanrı adına konuşma hakkının olduğunun kabul edilmesi köleliğin en büyüğü olarak görülmelidir (İran'ın mollalar rejimi, dedelerin kutsallığı, Katolik Kilise). Duyunç Özgürlüğünün, Duyuncun tüm nesnellik üzerinde İyinin ve Doğrunun (ve karşıtlarının) saltık yargıçlık yapma hakkının bilinci tarihte ilk kez Sokrates'te görülür. Sokrates İyiyi biricik gerçek olarak gördü, İyinin Logosunu dışsal belirlenimlerde değil, ama içsellikte, bilinçte, Duyunçta aradı. Bu yüzden Atina mitolojisini ve Atina törelliğini kuşku altına düşürdü ve Atinalıların kendileri açısından haklı olarak cezalandırıldı. Duyunç yetisi doğuştan bir gizillik olarak her insanda bulunsa da, neyin iyi ve doğru, neyin kötü ve eğri olduğunu bilmek bir eğitim, bir bilgi sorunudur. Halkın eğitimsizliği onun boşinanca olduğu gibi kötülüğe, kabahate ve suça da açık olmasının zeminidir. Moral öğretmenler olarak peygamberlerin yetkesi moral gizillik ve edimsel bilgisizlik arasındaki bu çelişki üzerine dayanır. Musa'nın İbrani halkına bildirdiği yasalar onlara belirli İyileri gösteren moral belirlenimlerdi. Ama halk inancın yetkesini bilgide değil, korkuda görür, ve Musa'nın buyruklarının saltık olarak boyun eğilecek buyruklar olmaları arkalarında saltık güç olarak Tanrının bulunmasına bağlıdır. Korku eğitimsiz kitlelerin ahlakında saltık olarak bulunur. Bu düzeye dek Halk özgür değildir, ve ahlaksallığı ancak ve ancak bir boyuneğme sonucunda ortaya çıkan bir durumdur (Nietzsche'nin köle ahlakı dediği şey). İslam Sünni biçimlerinde bir dinadamları sınıfını dışlar. Ama İslamik Tin Özgürlüğü ve Dini uzlaştıramadığı ve özgür bireyselliğe sınırsızca olanak tanımadığı düzeye dek dünya-tarihsel egemenliği Protestan tine bırakmak zorunda kalmıştır. Duyunç yanılabilir, belirli İyinin ne olduğunu saptayamayabilir ve yanlış olana yönelebilir. Ama bu nedenle Özgürlükten korkmak saltık olarak kölelikte, bir boyuneğme durumunda diretmeye götürecektir. Duyunç ussaldır ve saltık olarak İyiden ve Doğrudan yanadır, bunların karşıtlarından, Kötüden ve Eğriden yana değil. Önemli olan Duyuncun belirli İyi ve Doğruları saptayabilmeyi öğrenmesidir. Duyuncun olgunlaşması, eğitimi ancak Özgürlük içinde, ancak yaşantı ve deneyim yoluyla olur. Birinin yerine karar vermek, yetkede diretmek onu köleleştirmekten başka bir sonuca götürmez. Ancak çocuklar Duyunç olgunluğundan yoksun oldukları için haklı olarak Yetke altında tutulabilirler (ve ruhsal ve ussal sağlıkları olmayanlar).

Kalıcı Bağlantı

Osmanlı ve Modern Türk Törelliği

Salı, Eylül 3, 2006
Kategori: analiz

bağıntılar

http://www.diyalektik.org/noesis/III.%20T%C3%B6rellik/t%C3%B6rellik_01.htm sitesinden alıntı: Modern Türk Tini eksiksiz Özgürlük Tinidir ve böylece sonlu tikellliklerin üstünde ve ötesinde gelişime, değişime açıktır.. Sarsılmaz bir İstenç ve Duyunç Özgürlüğü temelinde, modern Türk Tini bir imparatorluk tini olan Osmanlı Tininden bütünüyle başka bir Törellik dizgesini hedefler. Bu Tin insan Karakterini ve Erdemini yükseltmek için, boşinançlara bağlı gelenekleri içinde köleleşmiş milyonları özgürlüğün Onuru ve Değeri ile yeniden diriltmek için, bireyin düşünsel, törel ve estetik gelişiminde gereksindiği tutkuyu ilk kez tutuşturmak için saltık olarak engel tanımayan çelikten bir İstençtir. Özgürlük Tini evrenseldir, ulusal tikelliğin üzerinde durur, ve İstencinde özbilinçli, duyunçlu ve saltık olarak ussaldır.

Kalıcı Bağlantı

Yunus Emre ve Niyazi Mısri

Perşembe, Ağustos 28, 2006
Kategori: analiz

bağıntılar

aşağdaki şiir yunus emre, din nedir çok iyi anlatıyor: Aşk imamdır bize, gönül cemaat Dost yüzü kıbledir, daimdir salat * Dost yüzün görünce, şirk * yağmalandı Onun için kapıda kaldı şeriat * * salat: Kuranda Arapça geçer, farsçaya namaz diye çevrildi, ve şu an türkçe kuranlarda namaz diye geçen kavramı farsçadan almışız, orijinal arapçasında salat diye geçer. * şirk: ikilik / şirek-et, iki kişinin ortaklığı... * şeriat: dinin kuralları.(Aşk gelince kurallar geride kalır.) *** aşağıdaku şiir Niyazi Mısri'nin tasavvuf nediri iyi anlatıyor: Zat-ı hakkı anla gör, zatındır senin Hep sıfatı, hem sıfatındır senin Sen, seni bilmek, necatındır * senin Gayre bakma, sende iste, sende bul * bir şeyin doğası, tabiatı (insanın kendini bilmesi doğasında var. mühim olan onu bulup ortaya çıkarmak.)

Kalıcı Bağlantı

Ergenekon

Çarşamba, Nisan 3, 2006
Kategori: analiz

çözülmeler

ErgeneKain

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

reklam-mizah

Cumartesi, Nisil 22, 2006
Kategori: analiz

çözülmeler

reklamlarda mizah etki yaratıyor. ince espiri...

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı