MAKARA (www.makaraci.com)

MAKARA (www.makaraci.com)

HRFKLMCML: Her harf bir kelime, her kelime bir cümle, her cümle bir kitap, her kitap bir insan, her insan bir isim, her isim bir sıfat, her sıfat bir felek, her felek bir alem, her alem bir makara, her makara bir çözülme, her çözülme bir birleşme, her birleşme bir açılım, her açılım kaderdir, kaderimiz özgürlüktür. iste makaranın sırrı... www.makaraci.com

DNA ve DİL

Salı, Eylül 17, 2006
Kategori: Mail

bağıntılar

 

 

Kasımpaşa Canavarı

bir golem hikayesi

 

2006, mayıs - İstanbul

Senarist: Kaan Demirdöven

 

1900lü yılların başında ortaya çıkan seri katil Hrisantos'un hayatını fantastik bir kurguyla kaleme aldığım üçlemenin adı Kasımpaşa Canavarıdır.

 

 

Atakan Sönmez wrote:     DNA ile ilgili keşifler, paranormal olayları açıklıyor Ezoterik ve spritüel öğretmenler asırlardır ??bizim bedenimizin lisan, kelimeler ve düşüncelerle programlanabileceğini?? biliyorlardı. İnsan DNA sı biyolojik bir internettir ve yapay olana kıyasla pek çok üstünlüğü vardır. Rusya da ki bilimsel araştırmalar doğrudan veya dolaylı olarak pek çok spritüel konuya açıklama getirmiştir. Bunların arasında gelecekle ilgili bilgiler vermek, sezgiler, ilham, yakından, uzaktan ve ani olarak yapılan şifacılık uygulamaları, kendi kendini tedavi, olumlu olma teknikleri, özellikle spritüel guruların etrafındaki olağanüstü ışıklar/aura, zihnin hava durumu üzerindeki etkileri ve benzeri konular vardır. Buna ek olarak DNA yı kelimelerle etkileyip yeniden programlayabilecek yeni bir ilacın bulunduğuna dair deliller de vardır. Bu ilaç kullanıldığı zaman alışılmışın aksine değiştirilmesi gereken genleri kesip çıkartmaya gerek yoktur. DNA?mızın ancak %10 u protein yapmakta kullanılır. Batıdaki araştırmacılar işte DNA?nın bu bölümüne konsantre olmuşlar ve incelemişlerdir. Geriye kalan %90?lık bölümü ise ??işe yaramaz?? diye nitelendirmişlerdir. Buna karşılık Rus araştırmacılar tabiatın aptal olmadığından emindiler ve bu yüzden lisan uzmanları ile genetik uzmanlarından DNA?nın ??işe yaramaz?? olarak nitelendirilmiş %90 lık bölümünü keşfetmelerini istediler. Elde edilen sonuçlar ise devrim yaratacak nitelikte idi! Uzmanların bulgularına göre DNA?nın görevi sadece bizim bedenimizi inşa etmek değildi aynı zamanda bilgilerin depolanmasını ve bilgi iletişimini de yapıyordu. Rus lisan uzmanlarının bulgularına göre özellikle ??işe yaramayan?? %90 lık bölümdeki DNA?lar insanların konuştuğu bütün dillerle aynı kurallara sahipti. Uzmanlar syntax kurallarını (kelimelerin kalıpları ve cümleleri oluşturmak için ne şekilde bir araya getirildiği), semantikleri (lisan formları üzerinde yapılan anlam çalışmaları) ve temel gramer kurallarını incelediler. Sonuçta bizim DNA?mızdaki alkalin maddesinin belirli bir grameri ve aynen diğer lisanlarda olduğu gibi belirli kuralları olduğunu tespit ettiler. Bu yüzden insanların konuştukları lisanlar tesadüfen ortaya çıkmamıştır; lisanlar bizim DNA?mızın bir yansımasıdır. Holografik bir bilgisayar !.. Buna ek olarak Rus biyofizikçi ve moleküler biyolog Pjotr Garjajev ve meslektaşları DNA?nın titreşimsel bir davranışı olduğunu da tespit ettiler. Bunun özeti şuydu ??Yaşayan kromozomlar aynen endojen (içsel) lazer radyasyonu kullanan holografik bir bilgisayar gibi çalışır.?? Bu demektir ki bilim adamları örneğin ses gibi belirli frekans patternlarını (desen) lazere benzer bir ışına modulate (kiplemek-modüle etmek) ettiler ve bu da DNA frekansını dolayısıyla da genetik bilginin kendisini etkiledi. DNA-alkaline çiftlerinin ve lisanların daha önce açıklandığı gibi yapısı aynı olduğundan ayrıca bir kod çözümlenmesine gerek yoktur. İnsan lisanının kelime ve cümleleri rahatlıkla kullanılabilir ve bu da deneysel olarak ispatlanmıştır. Şayet uygun ses frekansları kullanılırsa canlı bir dokuda yaşayan DNA maddesi her zaman için language-modulated lazer ışınlarına ve hatta radyo dalgalarına reaksiyon gösterecektir. Bu bilimsel olarak olumluluk, onay belirten sözlerin, hipnozun ve benzeri şeylerin insanlarda ve onların bedenlerinde neden çok güçlü etkileri olduğunu izah etmektedir. Bizim DNA?mızın lisana reaksiyon göstermesi çok doğal ve normaldir. Batılı araştırmacılar DNA strandlerinden (iplik-zincir) teker teker genleri kesip çıkartırlar ve başka yerlere yerleştirirler, buna karşın Rus araştırmacılar ise hücre metabolizmasını modulated radyo ve frekans dalgaları ile etkileyen cihazları büyük bir zevkle geliştirmişler ve genetik bozuklukları bu şekilde tamir yoluna gitmişlerdir. Daha da ileri giderek belirli bir DNA dan bilgi patternlarını yakalayarak başka birine aktarmışlar ve böylece hücreleri başka bir genome için yeniden programlamışlardır. Böylece kurbağa embriyonlarını başarıyla salamender (bir tür sürüngen) embriyonlarına dönüştürmüşler ve bunu da sadece DNA bilgi patternlarını transmit (aktarma işlemi) ederek yapmışlardır. Bu şekilde bilginin tümü herhangi bir yan etki veya uyumsuzluk olmadan nakledilmiştir. Hâlbuki tek başına bir gen kesilip çıkartıldığında veyahut yeni bir yere nakledildiğinde yan etkiler ve uyumsuzluklar olabiliyordu. Bu inanılmaz ve dünyayı değiştirecek bir devrim gibidir. Kesmek yerine sadece titreşim, ses frekansları ve lisan kullanılarak sonuca varılmıştır. Bu deney dalga genetiğinin muazzam gücüne işaret eder. Dalga genetiğinin organizmaların oluşmasında alakaline sequencesların (Adenin-timin-guanin-sitozin bazlarının oluşturduğu bilgi bankası) biyokimyasal proseslerinden (süreç-işlem) daha etkili olduğu kesindir. Asırlardır Ezoterik ve spritüel öğreticiler bizim bedenimizin lisan, kelimeler ve düşüncelerle programlanabildiğini bilirler. Şimdi ise bu gerçek bilimsel olarak da ispat edilmiştir. Tabii ki frekans doğru olmalıdır ve bu yüzden herkes bu işi aynı güçte başaramayabilir. DNA ile ilgili şuurlu bir iletişim sağlayabilmek için kişinin önce içsel prosesleri ve gelişimi üzerinde çalışması gereklidir. Rus araştırmacılar bu faktörlere bağımlı olmayan, ancak SÜREKLİ işlevselliğini koruyacak bir metot üzerinde çalışmaktadırlar, burada en temel şart doğru frekansın kullanılmasıdır. Kişinin şuuru/farkındalığı ne kadar gelişmişse herhangi bir araca olan gereksinimi de o derecede azalır ve kişi kendi başına sonuç alabilir. Eninde sonunda bilim bu fikirlere gülmekten vazgeçecek ve sonuçları teyit ederek izah edecektir. Her şey bununla bitmiyor. Karadelikler - Kurt Delikleri ve DNA !.. Bunlara ilaveten Rus bilim adamları DNA?nın bir vakumda (boşlukta) rahatsız edici özellikler gösterdiğini ve manyetize solucan/kurt delikleri ürettiğini tespit etmişlerdir. Bu kurt delikleri Yanmış yıldızların kara deliklerde bıraktıkları ve Einstein-Rosen köprüleri olarak anılan kurt deliklerinin mikroskobik benzerleridir. Evrende bu delikler uzay ve zamanın dışında tümüyle farklı alanlar arasında bilgi akışını sağlayan tünellerdir. DNA bu bilgi parçacıklarını yakalar ve bizim şuurumuza nakleder. Bu tür hiper-iletişimin (telepati, channeling) en etkili olduğu zaman istirahat halidir. Stres, kaygılar, korkular veya hiperaktif bir zekâ başarılı bir hiper iletişimi engeller veya gelen bilginin tamamen bozulmasına veya işe yaramaz bir şekle dönüşmesine sebep olur. Böceklerin yaşamının organize ve düzenli bir şekilde akışı bunun en güzel ispatıdır. Modern insan bu daha sübtil seviyelerde ??altıncı his?? olarak bilir. Biz de yeniden bu yeteneği kazanabiliriz. Doğadaki örnekler baktığımızda kraliçe karınca kolonisinden ayrı kalınca gerideki işçi karıncalar mevcut plana göre hızla çalışırlar. Fakat kraliçe ölürse koloni içindeki bütün çalışma durur. Karıncaların hiçbirisi ne yapacağını bilemez. Bu da açıkça gösteriyor ki kraliçe karınca uzakta bile olsa elemanlarına grup şuuru aracıyla çalışma planlarını aktarabilmektedir. Bu işlem kraliçe sağ olduğu sürece ne kadar uzakta olursa olsun devam eder. İlham - Sezgi - Hiper İletişim İnsanlarda hiper-iletişim en çok kişi kendi veri tabanından farklı bir bilgiye rastlandığı zaman ortaya çıkar. Böyle bir hiper iletişim ilham veya sezgi veya trans halinde yaşanır. Örneğin, İtalyan kompozitör Giuseppe Tartini bir gece yatağının yanında şeytanın oturup violensel çaldığı bir rüya görür. (Besteci bu rüyayı 1765 yılında görmüştür. Kendi ifadesine göre bu müzik o zamana kadar duyduğu hiçbir şey benzemiyordu, son derece akılı, akıcı ve heyecan verici idi) Aynı gecenin sabahında Tartini çalınan parçayı hafızasından aynen notaya dökmüş ve bu esere ??Şeytanın Heyecanı Sonatı?? ismini vermiştir. Yıllar boyunca 42 yaşında bir erkek hastabakıcı rüyasında bir çeşit bilgi CD-Rom?a takılı olduğunu ve kendisine hayal edebileceğiniz bütün konularla ilgi bilgi ulaştırıldığını görüyordu. İşin ilginç tarafı sabah uyanınca rüyasında gelen bu bilgilerin tümünü de hatırlayabiliyordu. Rüyalarında öylesine bir bilgi seli vardı ki sanki bir gecede bütün bir ansiklopedi kendisine iletiliyordu. Ayrıca, gelen bilgilerin çoğu o zamana kadar kendi edinmiş olduğu kişisel bilgilerinden çok farklı idi. Öyle ki, hakkında hiçbir şey bilmediği teknik konuların detayları ona ulaşıyordu. İşte, bu örnekte görüldüğü gibi hiper iletişim olduğu zaman hem DNA da hem de insanda olağan üstü algılamalar olabilir. Rus bilim adamları DNA örneklerini lazer ışını ile aydınlattılar. Ekranda belirli bir dalga formu oluştu. DNA örnekleri geri çekildiğinde ise dalga formu kaybolmadı ve olduğu gibi kaldı. Aynı olay daha pek çok kontrollü deney de görülmüştür. Geriye çekilen ve enerji alanı kendi başına kalmış DNA örneğinden aynı dalga formu gelmeye devam etmiştir. Bu etkiye hayalet DNA etkisi denmektedir. Uzay ve zamanın dışından gelen enerji DNA?nın geri çekilmesine rağmen harekete geçirilmiş kurt deliklerinden akmaya devam etmektedir. Bu tip yan etkiler çoğunlukla insanlar arasındaki hiper-iletişimde görülür ve çoğu kez ilgili kişilerin etrafında izah edilemeyen bir elektro manyetik alan tespit edilir. Böylesi durumlarda CD çalar ve benzeri elektronik cihazlar etkilenir ve saatlerce çalışmayabilirler. Bu elektromanyetik alan yavaşça yok olduğunda cihazlar tekrardan normal fonksiyonlarını yapmaya başlarlar. Pek çok şifacı ve medyum bu olayı yaptıkları işlerden dolayı bilmektedirler. Enerji ve atmosfer ne kadar iyi ise kayıt cihazları içinde durum o kadar rahatsız edicidir. Tam bu dakikada cihazların çalışması durur. Çoğu kez ertesi gün sabah her şey normale döner. Belki de pek çok kişinin bu konuya inanması için bu yazılanları okumaları yeterli olacaktır. Bu kişiler daha fazla detaylı teknik bilgiye belki de anlayamayacakları için ihtiyaç duymazlar. Bu da onların hiper iletişimde çok başarılı olduklarını gösterir. Alman yazarlar Grazyna Gosar ve Franz Bludorf ??Vernetzte Intelligenz?? isimli kitaplarında bu bağlantıları çok açık ve net bir biçimde anlatmaktadırlar. Grup şuuru yada Kollektif şuur neler yapar ? Yazarlar, ayrıca bazı kaynaklara dayanarak verdikleri bilgilerde ilk çağlarda insanların aynen hayvanlar gibi çok kuvvetli bir şekilde grup şuuruna bağlı olduklarını ve sürekli grup halinde, toplu olarak hareket ettiklerini belirtirler. Birimselliğimizi geliştirmek ve uygulayabilmek için biz insanlar hiper iletişimi tümüyle unutmuş bulunuyoruz. Ancak, şimdilerde artık birimsel şuur seviyemiz oldukça dengeli bir hale geldiği için bizler yeni bir grup şuurunu yaratabiliriz. Kısacası bütün bilgilere DNA?mız vasıtasıyla başkaları tarafından zorlanmadan veya uzaktan kumanda edilmeden ulaşabiliriz. Şimdi artık biliyoruz ki interneti kullanırken bizim DNA mız bu iletişim ağına bilgi yükleyebilir veya bu ağdan bilgi alabilir ve de bu ağı paylaşan diğer kişilerle temas kurabilir. Uzaktan şifa vermek, telepati veya birinin durumunu ??uzaktan hissetme?? olayları bu şekilde izah edilebilir. Örneğin bazı hayvanlar sahipleri uzakta iken onların ne zaman eve dönmeyi planladıklarını hissedebilirler. Bütün bunlar grup şuuru ve hiper iletişim kavramları ile açıklanabilir. Hiçbir dönemde kolektif şuur belirli bir kişilik olmadan kullanılamaz, aksi halde bizler tekrar kolayca yönlendirilen ilkel sürü içgüdüsüne geri dönebiliriz. Yeni milenyumda hiper iletişimin anlamı kesinlikle çok farklıdır. Araştırmacıların düşüncesine göre tamamen bireysel insanlar tekrardan grup şuurunu kazanırlarsa o zaman onlar sanki tanrısal bir yaratıcı güce sahip olacaklar ve dünya üzerinde değişiklikler ve yeniden şekillendirmeler yapabileceklerdir. Ve şimdi insanlık böyle yeni bir çeşit kolektif şuura doğru yol almaktadır. Çocukların %50 sinde okula başladıktan hemen sonra sorunlar görülmektedir, çünkü sistem herkesi bir araya yığarak bu kişilerden uyumlu olmalarını istemektedir. Ancak, bugünkü çocuklarda o kadar güçlü bir bireysel kişilik vardır ki kendilerinden istenen bu uyumu red etmektedirler ve çevreye tuhaf gelen davranışlarından vazgeçmemek için direnmektedirler. Aynı zamanda gün geçtikçe daha fazla sezgileri açık bebek doğmaktadır. Bu çocukların içinde bir şey sürekli olarak yukarıda adı geçen yeni grup şuuruna yönelmek için çabalamaktadır ve artık bu baskılanamaz bir hale gelmiştir. Örneğin, kural olarak tek bir kişinin hava durumunu etkilemesi zordur, bu ancak grup şuuru (kolektif düşünce, kolektif şuur) ile mümkün olabilir (bu nosyon bazı kabilelere hiç de yabancı değildir.) Hava durumu dünyanın rezonans frekanslarından ile çok güçlü bir şekilde etkilenir (Schumann frekansları). Ancak, bu frekansların aynısı beynimiz tarafından da üretilir, dolayısıyla pek çok kişi bir araya gelip aynı konu üzerinde düşüncelerini senkronize ederlerse veya bazı özel kişiler (spirituel öğreticiler) düşüncelerini lazer ışını gibi yönlendirirlerse onların hava durumunu etkilemeleri hiç de sürpriz olmaz. Modern dünya medeniyeti şayet grup şuurunu geliştirebilirse ne çevresel sorunlar ne de enerji kıtlığı ile karşılaşacaktır, çünkü birleşik bir uygarlık olarak böylesine zihinsel güçleri kullanırsa doğal olarak kendi evi olan gezegenin enerjisini de kontrol edebilecektir. Çok sayıda insan, örneğin, barış fikri üzerinde konsantre olup düşünürlerse o zaman dünyada var olan şiddet potansiyeli de yavaş yavaş kaybolur. Açıkça görülüyor ki DNA aynı zamanda organik bir süper iletken olup normal vücut ısısında çalışabilmektedir. Buna karşılık yapay iletkenler ancak -200 ve -140 santigrat derece gibi düşük ısılarda çalışabilmektedirler. Ayrıca, bu süper iletkenler ışığı ve buna bağlı olarak bilgiyi depolayabilmektedirler. İşte bu gerçek DNA?nın bilgiyi nasıl depoladığını daha detaylı açıklamaktadır. Işık saçan toplar !.. DNA ve kurt delikleri ile ilgili başka bir ilişki daha vardır. Normal olarak bu süper kurt delikleri oldukça dengesizdir ve bir saniyenin dörtte biri kadar bir süre korunabilmektedir. Belirli şartlarda ise dengeli kurt delikleri kendilerini öylesine organize ederler ki belirgin vakum (boşluk) alanları oluştururlar. Örneğin, böyle bir alanda yer çekimi elektriğe dönüştürülebilir. Vakum alanları kendinden ışın veren iyonize gaz toplarıdır ve içlerinde yüklü miktarda enerji barındırlar. Rusya da öyle bölgeler vardır ki buralarda ışık saçan toplar oldukça sık görülür. Bu topları gören insanların kafası karışır. İşte bu yüzden Ruslar bu konuda etkin araştırmalar yapmışlar ve sonuçta yukarıda bahsedilen bazı keşiflere ulaşmışlardır. Pek çok insan boşluk alanlarını gökteki parlak toplar olarak bilir ve bunlara bakıp kendi kendilerine bunların ne olduğunu sorup dururlar. Ben bir seferinde böyle bir parlak top gördüm ve aklımdan şöyle bir düşünce geçti ??Merhaba, sen yukarıdaki, şayet bir UFO isen üçgen şeklinde uç??. Bunun üzerine ışık topları hemen bir üçgen şeklini aldılar. Bazen de gökyüzünde ki hareketleri buz hokeyi sopalarının vuruşunu andırır. Gökte sessizce kayıp giderken sıfır hızdan inanılmaz yüksek hızlara ulaşırlar. Bu vakum alanlarının sık görüldüğü bölgelerde Ruslar bu ışık toplarının yerden gökyüzüne doğru yükseldiklerini tespit etmişler ve ayrıca bu ışık toplarının düşünce gücü ile yönlendirilebildiklerini de bulmuşlardır. Bu noktadan itibaren vakum alanlarının düşük frekanslı dalgalar yaydıkları ve bunların aynı zamanda bizim beyinlerimizde de üretildiğini tespit etmişlerdir. İşte bu dalga benzerliği nedeni ile ışık topları bizim düşüncelerimize karşılık vermektedirler. Tabii, buna karşılık toprak seviyesinde gördüğünüz bir ışın topuna doğru heyecanla koşmak çok iyi bir fikir olmayabilir, çünkü bu ışık toplarında genlerimizi dahi mutasyona uğratabilecek güçte muazzam biyoenerji vardır. Pek çok spritüel öğretici derin düşünce sırasında veya enerji çalışmalarında böyle görülebilir ışık topları veya ışık sütunları üretebilirler. Bu bilinçli olarak zevkli duyguları tetiklemek için yapılır ve hiçbir zararı yoktur. Tabii bu iş aynı zamanda vakum alanının içindeki düzene, kaliteye ve bu alanın kaynağına bağlıdır. Örneğin, genç bir İngiliz spritüel öğretici olan Ananda? da olduğu gibi önce hiçbir şey görülemez, ama oturup konuşurken ve hiper iletişim sırasında bir fotoğraf çekilirse bu resimde sandalyenin üzerinde öğreticinin yerinde sadece beyaz bir bulut görülür. Dünyaya şifa vermek için ortaya konan projeler sırasında çekilen resimlerde de böyle ışık etkileri görülür. Kısacası, bu fenomen yer çekimi ve anti yerçekimi kuvvetleri ile ilişkilidir ve kurt deliklerinin daha dengeli bir formudur ve de bizim zamanımızın ve uzayımızın dışında ki enerjilerle hiper iletişim halindedir. Böyle bir hiper iletişimi ve vakum alanlarını yaşayan ve tecrübe eden eski nesiller önlerinde bir meleğin ortaya çıktığını belirtmişlerdir. Sonuç olarak bizlerde hiper iletişim aracıyla hangi şuur formlarına ulaşabileceğimizi bilemeyiz. Her ne kadar bunların gerçek var oluşu ile ilgili olarak bilimsel bir ispat yoksa da bu konuda tecrübeleri olan kişilerin hepsi de halüsinasyon görmezler. Bizler bu araştırmalarla kendi gerçeğimizi anlamak yolunda dev bir adım atmış bulunuyoruz. Bilim dünya üzerinde yer çekiminden kaynaklanan anormalliklerin vakum alanları yaratılmasına katkıda bulunduklarını söylemektedir. Yakın zamanlarda Roma?nın güneyinde Rocca di Papa bölgesinde yer çekimi anomalilerine (aykırılık) rastlanmıştır

Kalıcı Bağlantı

kimse yok

Pazartesi, Eylül 16, 2006
Kategori: Mail

bağıntılar

dostum, insanın kendi bilinciyle kavrulması kadar güzel bir şey yok. bizler kendi yağımızla kavrulacağız bunun çıkar yolu yok. kimseden medet ummaya gerek yok. zaten kimse yok. bunu söylemeye cesaret edemeyenler için bir yol gösterici vardır ama asıl yol gösterici tin değil midir? ha bir de insan insanın öğretmenidir zaten. Tin budur. İnsandaki tin, bunu yapar, insan insanın aynasıdır demek bu...

Kalıcı Bağlantı

1000 yıl projesi by Jön Turkey

Salı, Eylül 10, 2006
Kategori: Mail

bağıntılar

Pentagondan tüm dünyaya sızan yeni ortadoğu haritasından sonra epey harita çıkmaya başladı. Bir tane Amerika'nın yeni eyaletleri ile ilgiliydi... Bunu da Genç Türkler yapmış... Amerika'nın gelecek 1000 yıl siyasi projesine karşı hadi buyrun bakalım bu da Türklerin gelecek 1000 yıl projesi her halde...

Kalıcı Bağlantı

algida şikayet

Pazartesi, Eylül 9, 2006
Kategori: Mail

bağıntılar

Callcenter.TR@unilever.com Sayın ilgili, reklam filminizi kınıyorum. raazam ayında okulların açık olduğu bir dönemde, çağdaş Türkiye değerlerini ön plana koyacağınıza TC anayasası çıraklık yaşını aşıp aşmadığı belli olmayan bir çocuğu oynatmakla kalmamaşısınız, bunu bir yaşam standardı şekline getirip, o çocuğu patronun evine misafir etmişsiniz. Sanki ilk kez görüyor çocuk her şeyi. oysa üzerindeki elbiselere bakacak olursak masaya getirilenleri hiç de ilk kez gören gariban bir hali yok. Konu oynatılan çocuğun yaşının çıraklık yasasına uygun olup olmadığı değil elbette, sizler binlerce dolarlarınızı bir reklam filminin konseptine ustalıkla harcarsınız; hangi ülkede gösterilecekse o ülkenin yasalarını didik didik edersiniz, neyin yasaya uygun olup olmadığına elbette hukuk danışmanlarınız bakmıştır. ben, "aa bak algida böyle bir reklam yapmış, çocuk oynatmış, hadi şikayet edelim" tarzında bir yaklaşım gösteren biri değilim. ya da "ben bilinçli tüketiciyim nasıl olur da çocukları istismar edersiniz" de demiyorum. benim üzerinde durduğum bağlam şu: Markanız, tıpkı diğer tüm markalar gibi bir yaşam biçimi sunuyor. haklıdır sunabilir. ama sunduğunuz bu yaşam biçimi, modern Türkiye'ye uygun değil. Atatürk'ün Türkiye'sine uygun değil. Küçük bir çocuk, öksüz müdür belli değil, bir fırında çalışıyor, hali vakti yerinde ustası onu yemeğe çağırıyor, ama çıraklığının yanı sıra hizmetçisi gibi eve pideleri de aldırtıyor... acaba o akşam çağırmasa eve o çocuk nereye gidecek, ya da ertesi gün çağırmadığı iftar yemeğini çocuk hangi ortamda nasıl açacak? Okul sonrası fırında mı çalışıyor? reklam filmi ramazam ayına denk düşürüldüğüne göre okullar açık, açıksa okul sonrası çıraklık eğitimi alıyorsa, her şeyi sık dokuyup ince elediğiniz işlerinizde olduğu gibi aynı inceliği bu reklamda da gösterebilir, çocuğun okul sonrası çıraklığını gösterebilirdiniz, ya da daha doğrusu böyle bir senaryo yerine markanızı örneğin bizim de hoşumuza gidecek bir şekilde hazırlayabilir, duygusal ve milli sömürüden uzak bir hikaye çıkarabilirdiniz. neticede biz de ailecek oruç tutarız, Türk tatlısı sever, dondurmalısına da bayılırız ama  ÇOCUKLARIN kaç yaşında olursa olsunlar çalıştırılmasına da karşıyız, hele ki bunu bile bile bir sömürü unsuru haline getirmeye tümden karşıyız. Bir TC vatandaşı olarak bunu ifade etme özgürlümü kullanıyorum. Eskiden algida alırdım ama artık almayacağım ve çocuğuma da aldırtmayacağım. Bunu böyle bilesiniz. Ürününüz kalitesiz, siz yalancısınız diye değil, bilakis kaletilisiniz ve ilkelisiniz ama şirketinizin vizyonu, kolektif bilinci yüksek değil. Yukarıdan bakamıyor, aile olgusu üzerinden milli ve dini duyguları istismara gidecek bir yola başvuruyor. TC Anayasasına göre çıraklık yaşı 14 ve üstü... Yasa bunu ön görüyor diye siz de güya yaşı 14 olan bir çocuğun üzerine kurguadığınız reklamınızda bir şeyi atlıyorsunuz, Türkiye'de evet çıraklık bir gelenek ve koşullar gereği yasaya girmiş bir kavram ancak modern Türkiyenin şu anki koşulları gereği okula giden çocuklara ihtiyacı var. Benim söyleyeceklerim bu kadar ilgili kişieler ne demek istediğimi kolayca anlayacaklardır.

Kalıcı Bağlantı

Bienal: Ben/Başkası

Cuma, Eylül 6, 2006
Kategori: Mail

bağıntılar

Başkasının benim olduğu durumda artık başkası yoktur, ya da evrik olarak... ve yine ben varımdır ama bunun için önce kendimle kalmalıyım: Ben, başkasıdır, kendime başkası... Ben, başkası olarak beni, ortadan kaldırmalı ve kendi bütünlüğümü, dolaysız bir-liğimde yeniden kurmalıyım. Ben-Başkası olmalıyım ya da Başkası-Ben... hastayken iyi oluyor, biraz derin düşünmeye çalışıyorum. yukarıdaki aragrafı BEN/BAŞKASI ilişkisi üzerine kurdum. hatta şey düşünüyorum, ajandaların içinden çıkabilecek her hangi bir şeyin BEN/BAŞKASI bağlamında derinlerde bir anlamı, ben-başkası arasındaki uçurumu ortadan kaldıran psişik bir anlamı var. Mesela pet. Onu yolda buldum, hazır paketteydi. Aldım ve cebime koydum. Ve ofise gelinceye dek, onu dşüren kızla bir iletişim kurdum imgelem dünyamda. Burada bir problematiği çözdüm kendimde. Bir nesne, işyevi sonucu dönüştüğü yeni biçiminden özgür tutulmalı, yoksa önyargılı oluyoruz. Örneğin, prezervatif, örneğin bir sinema bileti, örneğin bir bisküvi kabı... Bir de anları dondurmakla ilgili bir deneyim bu, şöyle bir şey var, örneğin bir çikolata yedim, onun kabını ajandaya koydum, bir daha aynı çikolatan almam, çünkü alırsam onu ajanda sayfasına tekrar koyamayacağım için çöpe atacağım ama atamam, onu kabı çöpe atamam abi. atarsam sıkılırım terlerim ve günüm rezil geçir. bu yüzden aynısından alacaksam da sonra alırım. ve onun dışındaki her şey, bir kereliktir zaten. yerde bir bilet bulursam onu almak zorunda hissederim kendimi ve o günün ajandasına girer. Bir yaprak, önüme düşerse alırım, bir çöp, bir diken, bir anlamı olmalı o an benim için. örneğin geçenlerde öğlen tünele yürüyorum: üst kattaki kahvehaneden iki kart fırladı: önüm düştü. biri 1 diğeri 6, ikisinin toplamı 7 eder. Bu dedim bir işaret! Ofise dönünce bir mail: .............................. (gizli) benim için önemli. işte 1 ve 6 = 7'nin benim için önemi buydu, onu gelecekte beni bekleyen bir şeye bağlamıştım. Aslında www.makaraci.com adlı sitemde anlatmak istedğim de bu. şu an 4 dilde yayımda... ben iki gündür felaket hastayım, doktora filan gittim, ilaçla ayaktayım, çok minnettarım bugün cuma diye... kaplan - che - volksvagen - kurşun asker devam... gözümü dört açtım bakıyorum her yere

Kalıcı Bağlantı

Operadaki Hayal

Cuma, Eylül 6, 2006
Kategori: Mail

bağıntılar

Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi Efendi'nin Amaki Hayal adlı romanını duymuşsunuzdur. Bu romanı çok yönlü bir etkileşim ortamına taşımak gibi bir niyetim uzun zamandır var. Bu projeyle ilgili ilk çalışmam romanı uzun metraj film senaryosuna aktarmak oldu. Uzun metraj film projesi olarak hazırladığım senaryoyu şu an bir yapımcıyla görüşüyorum. Ancak benim dileğim bu romanı yalnızca sinemada değil ama daha pek çok alanda açımlayabilmek: bir Amakı Hayal sözlüğü, bir çizgiroman albümü, bir müzik albümü, bir opera... öyle ki modern gösteri sanatlarıyla süslenmiş gösterişli bir opera... İçinde kara tiyatronun da kullanıldığı, modern dans ve teknolojik unsurların da içinde bulunduğu dünya çapında ses getireceğine inandığım bir çalışma. Neden Amakı Hayal? Sanırım Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi Efendi'nin kaleme aldığı ve sadeleştirilmiş bir Türkçeyle Hayalin Derinlikleri diye çevrilen kitabı biliyorsunuzdur. Biliyorsanız neden Amakı Hayal sorusunu cevapsız bırakacağım, yok eğer bilmiyorsanız, kısaca benim Amakı Hayal'de ve Opera sanatında ne gördüğümü anlatayım: Amakı Hayal, dünyayı tasvir ediyor bence: Hani eskilerin Zamanın Oğlu dedikleri, şu anki dünyanın Tini, adeta bir Raci... ve Aynalı Babasını arıyor. O baba ki, Tanrı imgesi ya da kendi iç özü olarak, ona tüm sorularının yanıtını verecek. Bir yolculuğa çıkaracak... Tüm dünya bilgelikleri ile tanışacak... Opera, benim için hayaletin sarayıdır. Çünkü operanın kavramı hayalette gizli. Tabii benim için... Tinin insanlarla ilişkisi, trajedi, komedi, dram... Terbiyeli İnsan sesinin meleklerin ışıktan kanatlarına yön verdiği o Sirene'nin sesinin yankılandığı mağara, Platondan Muhammede, Haramilerin mağarasına, hep aynı mağara... Her opera gecesi benim için maneviyat kapılarının sonuna dek açıldığı kutlu gecelerden biridir. Orada maneviyatı dinlerim. İnsanda cisimleşen Gönlün, mesajlarını kalbime nakşeder.

Kalıcı Bağlantı

tasavvufun tarihsel ve tinsel görüngüsü

Çarşamba, Eylül 4, 2006
Kategori: Mail

bağıntılar

tasavvuf terim ve kavramarına ulaşmam gerek nihayet niyet ettiğim şeye başladım arı kavramsal olarak tasavvufun tarihsel ve tinsel görüngüsünün taslağı üzerine çalışıyorum neden olmasın? kaandd/www.makaraci.com says: Neden Türk Tininin tarihsel içeriğini ortaya koymayalım? kaandd/www.makaraci.com says: Hegel, Tarihin ereğine Germanik ırkı koyuyor kaandd/www.makaraci.com says: kendi ırkını kaandd/www.makaraci.com says: ve hristiyanlığı Tinin en yüksek biçimine kaandd/www.makaraci.com says: ve ardından papa çıkıyor kaandd/www.makaraci.com says: diyor ki Hz. Muhammed yeni ne getirmiştir kaandd/www.makaraci.com says: (alıntılıyor II. Manuelden) kaandd/www.makaraci.com says: o dönemin hem kralı hem azizi kaandd/www.makaraci.com says: savaş ve şeytani işlerden başka kaandd/www.makaraci.com says: cihadı savaş ve kan olarak koyuyor kaandd/www.makaraci.com says: herkes papadan özür bekledi kaandd/www.makaraci.com says: ama o ne yaptı özür dilemedi kaandd/www.makaraci.com says: niye dilesin kaandd/www.makaraci.com says: çünkü sırtını yasladığı güçlü kavramsal bir bina var kaandd/www.makaraci.com says: ve bir hafta sonra Dr. Muammer Öztürk adında bir sosyalbilimci radikale şu yazıyı yazdı: kaandd/www.makaraci.com says: "Doğu, Papa"nın söylemine karşı muadil bir söylem geliştirinceye dek susmalıdır ve sumaktadır da..." kaandd/www.makaraci.com says: ve ekledi: "bu söylem yerel bir söylem olacak." kaandd/www.makaraci.com says: burada üç önemli kavram var söylem kavramının altında anlamlandırılacak kaandd/www.makaraci.com says: 1- doğu kaandd/www.makaraci.com says: 2- muadil kaandd/www.makaraci.com says: 3- yerel kaandd/www.makaraci.com says: doğunun söylemi kaandd/www.makaraci.com says: muadil bir söylem kaandd/www.makaraci.com says: yerel bir söylem kaandd/www.makaraci.com says: bu üçünü kafa kafaya verdiğinde kaandd/www.makaraci.com says: Anadolu bilgeliği ortaya çıkmıyor mu?

Kalıcı Bağlantı

Kanser

Salı, Eylül 3, 2006
Kategori: Mail

bağıntılar

BEDAVA KANSER İLACI başlığı altında şöyle bir mail geldi: Son yılarda ülkemizde kanser hastalıkları inanılmaz artmıştır. Minicik bebeklerden, 80 yaşındaki delikanlılara kadar binlerce insan bu hastalıkla mücadele etmektedir. Türkiye?de her yıl 150 bin adet yeni kişi bu canavara yakalanmaktadır. Tedavileri ve ekonomize maliyetleri KİŞİ BAŞINA 275.000 (ikiyüzyetmişbeşbin) US dolarıdır. Parasızlıktan ve bürokratik engeller nedeniyle binlerce insan tedavi olamamaktadır. Hastaları, hastanelerin ONKOLOJİ servislerinde ve kapılarında dinlerseniz, sorunların ne kadar büyük olduğunu görürsünüz. Bu konulara dikkat çekmek ve ilaç bulamayan hastalara yardımcı olabilmek için ekte sunduğumuz listedeki kanser ilaçlarını ve tıbbi malzemelerimizi ihtiyacı olan yoksul hastalara TAMAMEN PARASIZ vermek istiyoruz. Sevgili doktorlarımız hastalarınızı Vakfımıza veya www.losev.org.tr adresimize yönlendirirseniz mutlu oluruz. Tüm amacımız kanser hastalıkları oluşmadan önlenmektir. Saygılarımızla, Pediatrik Hematolog Dr. Üstün EZER Yönetim Kurulu Başkanı Herceptin 150 mg flk Cancidas 50 mg flk Cellcept 500 mg kps Cisplatin 10 mg flk Glivec 100 mg kps Vepesid 50 mg kps Lastet 25 mg tb Uft kps Eloxatin 50 mg flk Eloxatin 100 mg flk Leukeran 2 mg tb Cisplatin 50 mg flk Camptosar 100 mg flk Megace 160 mg tb PK Merz 100 mg tb Cellcept 250 mg kaps. Clexane 2000 0.2 ml enj Clexane 6000 0.5 ml enj Clexane 4000 0.4 ml enj Xeloda 100 mg tb Marinol 5mg. tb Karaya paste krem Premium paste krem Taxotera 20 mg flk Avanstin 400 mg . flk Lıtak 10 mg . Flk Bıosorb Fibre 500 ml Dansac solo 15- 60 mm, Drainable clear cut-to-fit hole Dansac Duo soft 80 mm large, Drainable, opaque ring size 80mm Dansac Duo Soft 80 cm, Wafer, ring size 80mm, cut-to-fit hole 15-70mm Dansac Duo Soft Invent, Drainable, Clear ring size 80mm Holister 38- 57 mm, Tandem Convex Skin Barrier with floating flange Holister 10.2 x 10.2 cm, restore plus hydrocolloid dressing with tapered edge- sterile Holister 51 -70mm, Tandem Pre-sized Skin Barrier with floating flange Hollster 70MM, Tandem Opaque Dranable Pouch with Replaceable Filter Serum, Dianeal 137, %1.36 glukozlu, 6000 ml.

Kalıcı Bağlantı

Proto Türkçe 2

Pazartesi, Ağustos 25, 2006
Kategori: Mail

bağıntılar

shine = ışın sun = ısın kökenli olabilir mi diye Polat Kaya'ya mail attım. Yanıt bekliyorum. Yanıt geldi. Özellikle shine = Işın kökü doğru bir tespit.

Kalıcı Bağlantı

Motivasyon

Perşembe, Ağustos 21, 2006
Kategori: Mail

bağıntılar

karşıdaki kişinin kim ve nerede bulunduğu ile ilgili bu. olumsuz tepkiyi herkes verebilir ama burada senin amacının ne olduğunu sorgulamalısın. saçma sapan tavir gösterenler bilakis beni daha da motive eder. 1- bir profesyonelin olumsuz tavrından ders çıkarırım. 2- sevdiğim birinin olumsuz tavrına direnir onu ikna etmeye çalışırım. 3- alakasız birine sadece haber olarak aktarmış ve olumsuz bir tepki aldıysam bu beni etkilemez. 4- projenini içindeki arkadaşımsa olumsuz tepkiyi gösteren, onları kendi heyecanıma çekmek için projeyi baştan bir kez daha onların algısı için kurarım. 5- bir rakipse heves kıran onu utandırmak için projeyi genişletirim. 6- proje kendinde duruşuyla heves kırıcı bir haldeyse, onu iyileştirmek için plan yaparım. 7- projeye yatırım yapmayı düşünenlerse o tavrı sergileyenler, hiç vakit kaybetmeden yeni bir sponsor arayışına girmek gerekir. benim tavrım böyledir. enerjini soğuranlar ayrı, onlar fikir hırsızlarıdır, eskilerin cin dediği, onlara pek dillendirmemek gerek... kendime geliştirdiğim refleks şudur: karşı tarafın vicdanına dokunmaya çalışırım. bir de insanlar genelde ya sevdiklerine ya da saygı göreceklerini umdukları insanlarla önce paylaşırlar projelerini bir de şunu gördüm mutlaka ve mutlaka düzgün bir dosya hazırlamak gerekiyor. yazılı olana kıymet veriliyor. sıradanlık budur zaten fikir üretmek insanın sıradan bir işlevidir asıl sıradan olmayan fikir üretmeyip hayvanca (algı ve düşünsel bazda) yaşamaktır insan için. insanın doğaı düşünmeyle ayrılır başka canlılıradn ve düşünce, düşünce üretir. eğer karşı taraf canımı çok sıkarsa o zaman kılıcımı çekiyorum ve kafasını uçuruyorum... işte o zaman tıpkı Druid savaşçıları gibi kafasını uçurduğum adamın kanıyla adeta yeniden dinçleşip enerji ile doluyorum:)) işin düşlemsel boyutu bu ama alt beyin böyle çalışıyor öyle değil mi?

Kalıcı Bağlantı